Video Dünyası
Makale Deryası
Makaleler
Sami Kozan (1 makaleler)
MÜRŞİDİ KAMİLLERLE ve SÂLİH ÂLİMLERLE SOHBET
MÜRŞİDİ KAMİLLERLE SÂLİH ÂLİMLERLE SOHBET
Open in new window

“Bize itaat uğrunda (mücahede) Yani Gayret edenlere gelince, elbette biz onlara (bize götürecek) yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah iyilik yapanlarla beraberdir.”
[2] El-Ankebut S. A.69
[562 gösterimler]
Davut Bulut (41 makaleler)
asd
İşçi ve Memur Kardeşlerime
Mehmet Şevket Eygi

Müslüman kişi bir devlet dairesinde, bir belediyede, özel bir kuruluşta maaşlı (ücretli) çalışıyor. İşverenle çalışan arasında bir sözleşme yapılmış, iki tarafın hakları ve vazifeleri açıkça yazılmış. Bu konuda lafla değil, yürekten ve candan Müslüman olan kardeşlerime bazı hususları arz etmek isterim:

(1) Zaruret olmadıkça yahut izin almadıkça işe geç gelemezsin, işten erken ayrılamazsın. İşverene hizmet etmekle yükümlü olduğun zamandan bir dakika bile çalamazsın. Çalarsan bir tür hırsız olursun.

(2) İş saatleri esnasında işyerinde bulunsan bile başka işlerle meşgul olamazsın. Vakit kaybedemezsin.

(3) İşveren lüzumlu ve zarurî şahsî telefonlara önceden izin vermişse konuşabilirsin. Her hâl ü kârda iş saatlerinde vır vır zır zır telefon gevezeliği ve zevzekliği yapamazsın. Zaten telefonkoliklik serbest zamanlarında da sana yakışmaz.

(4) Sahte sağlık raporları alarak işe gitmemek hıyanettir. Hak ve vebal altında kalırsın. Böyle raporlar veren doktorlar ve sağlık kuruluşları da zulm etmiş olur.

(5) İşveren şahıs veya kurum, vakit namazları kılmana izin veriyorsa; abdest almak ve tesbihat için fazla vakit harcamazsın. Mümkünse işe abdestli gelirsin veya öğle tatilinde alırsın. Vakit namazlarına izin verilmiyorsa o işe girmezsin, önce izin verilmişse, sonra bu izin kaldırılmışsa işte ayrılırsın.

(6) Cuma namazları için, iş saatlerinden ne kadar harcarsan o kadar vakti telafi edersin. Unutma!.. Allah'a ibadet ediyorsun... İş verene değil Cuma için sana izin veriyor, geçen vakti helal ediyorsa ne âlâ... Ona teşekkür edersin, hayırlar dilersin.

(7) Mesai (çalışma) arkadaşlarının içinde en çalışkan, vazifesini en iyi yerine getiren, en verimli çalışan olmak için bütün gayretini harcarsın.

(8) "Bu kadar maaşa bu kadar çalışma yeter..." gibi şeytanî bahanelerle işi gevşetmez ve aksatmazsın.

(9) Maaşını alır almaz, kırkta birini Kur'ana, Sünnete, fıkha, Şeriata uygun şekilde sadaka olarak verirsen, kendine iyilik etmiş olursun.

(10) .Birlikte çalıştığın yaşlı ve büyük kimselere hürmet eder, küçüklere şefkat ve merhamet gösterirsin.

(11) İş saatleri esnasında, zaruret olmadıkça şahsî ziyaretçi kabul etmezsin.

(12) Seni tutmayan, seni aşırı dindar veya tutucu bulan, inanç ve görüşlerini, tercihlerini paylaşmayan iş arkadaşların bile senin gıyabında "Metin biraz geri fikirli, çağdışı görüşlere sahip bir arkadaşımızdır ama biz onun kadar çalışkan, onun kadar faydalı olan, onun kadar işine sadık, onun kadar doğru ve dürüst, onun kadar efendi bir arkadaş şimdiye kadar görmedik" demelidir.

Kaç sene oldu?.. Büyük bir belediye kuruluşuna birtakım mücahitleri lafta, kağıt üstünde danışman yapmışlardı. İşe gittikleri yoktu. Aydan aya maaşlarını bankadan çekiyorlardı. Böyle bir şey İslam ahlakının doğruluk, dürüstlük, istikamet emrine elbette uygun değildi.

Devletten ve belediyelerden maaş alan Müslümanlar hatırlarından hiç çıkartmasınlar: Aldıkları maaşlarda saçı bitmedik yetimlerin, ezilen ve sürünen sefil halkın, fakir fukaranın hakları vardır. Hatırlıyor musunuz, bir ay kadar önce Adana'da 26 yaşında genç bir anne parasızlıktan intihar etmiş, iki yavrusu yetim kalmıştı. İşte maaşlarımızda o kadının, onun gibilerin de hakları vardır. Müslüman bunları düşünür ve canla başla çalışarak işinin hakkını verir.

Devletin veya belediyenin malı deniz, yemeyen domuz diyen domuzlardan olmamalıyız.

Çalışkan, hak hukuk bilir, vazifeşinas, dosdoğru ve dürüst, haklı takdirler ve aferinler kazanan, örnek, temiz, efendi Müslüman çalışanları, memurları, işçileri tebrik ediyorum. Büyük küçük hepsinin ellerinden öperim. Allah işlerini rast getirsin, maaş ve ücretlerini bereketlendirsin, geçimlerine genişlik versin.

Hepsine selam ve hürmetlerimi sunuyorum.

Allah cümlemizi doğruluktan ayırmasın.

4 NİSAN 2012
[121 gösterimler]
DURDURUN BU HAYVAN KIYIMINI
[419 gösterimler]
Aşık Seyrani'den Seçmeler
İptida vücudun yapan üstada
Bes eylerim daim besten içeri
Sununca O Pîrim bir kâse bâde
Aşk-ı Mevlâ girdi resten içeri

Hep böyle devreder felekler, burçlar
Kendi kendim bildim affoldu suçlar
Aşkın kitabından yediler, üçler
Ders verdiler bana dersten içeri
[602 gösterimler]
sevgi nedir
[333 gösterimler]
İbretlik Bir Ölüm Hikayesi
İOpen in new window
İbretlik Bir Ölüm Hikayesi 05 Temmuz 2011 Salı, 00:37 tarihinde İsmet Dincel tarafından eklendi
Mustafa Koçak’ın kız kardeşi Fadime’nin ölmeden önceki son saatleri, olağanüstülüklerle dolu geçmişti. Yaşadığı bu sıra dışı olaylar onu son derece duygulandırmış ve son derece etkilemişti. Bütün gece yaşanan olayları dinleyince, bizleri de bir duygu seli aldı götürdü ve hepimiz ölenin yerinde olmayı arzuladık.

Subhaneke Ya Allah Tealeyte Ya Rahman

Ecirna Minennar Bi afvike Ya Rahman

Subhaneke Ya Rahim Tealeyte Ya Kerim

Ecirna Minennar Bi afvike Ya Rahman

Mustafa Koçak, çevresinde dürüstlüğü, doğru sözlülüğü ile tanınan, bir arkadaşımızdır. 23 Nisan 2010 tarihinde kanser hastalığı sebebiyle kız kardeşini kaybetti. Taziye için evine gittiğimizde, Mustafa’nın gözlerinde ölen kardeşine duyduğu üzüntünün yanında, gayet açık bir sevincin izlerini de görmemek mümkün değildi. Open in new window
[1102 gösterimler]
fıkra
[451 gösterimler]
istemiyorum
[515 gösterimler]
ben vazgeçtim
[526 gösterimler]
vazgeçtim
[445 gösterimler]
PEKMEZ
[528 gösterimler]
şeyma
[454 gösterimler]
yaş kompleksi
[439 gösterimler]
yazı
[449 gösterimler]
yüksek topuklu ayakabılar
[590 gösterimler]
şükran
[415 gösterimler]
istirihathanemiz de davetsiz misafir istemiyoruz
Öldükten sonra hah şimdi kurtuldum dünyanın keşmekeşinden hırsızından uğursuzundan diye bekliyorsanız hiç boşuna beklemeyin efendim.
[609 gösterimler]
BAĞIMSIZ EL SENDIROMU
[944 gösterimler]
yabancı el sendıromu
[560 gösterimler]
SIFIR
[533 gösterimler]
DÜNYA
[500 gösterimler]
çelişkiler
[502 gösterimler]
ilk bahar geliyor galiba
[489 gösterimler]
imkansızım
[500 gösterimler]
okumak nedir
[481 gösterimler]
şiir
[475 gösterimler]
ABLA CIĞIM
[475 gösterimler]
KORKUNÇ İNTIKAM
[471 gösterimler]
BİR SOR
[477 gösterimler]
benim tek çıkar yolum ölüm
[474 gösterimler]
minik balon balığı
[418 gösterimler]
GERÇEK
[398 gösterimler]
Konya’ya Sığmayan Manevi Mimar TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCA
Open in new window

Geçmişten Geleceğe Ko(nu)şanlar dizisine başlayalı, neredeyse dört yıl olmuş. Bir Adana seyahatini vesile ederek Malatya’ya uğramış ve merhum M. Said Çekmegil ağabeyi hasta yatağında ziyaret etmiştim. Bu dizinin ilk yazısında, Malatya’daki terzi dükkanından tüm ülkeyi aydınlatan o mütevazı fikir adamını tanıtmaya gayret etmiştim. 2002 sonlarından bugüne, farklı alanlarda yaptıkları çalışmalarla İslâm davasına hizmet eden ağabey ve üstadlarımızın, hocalarımızın birçoğunun tecrübelerinden, birikimlerinden, nasihatlerinden sizleri faydalandırmayı bir görev ve kadirşinaslık borcu bildik.
[2397 gösterimler]
KONUŞMAK
[409 gösterimler]
KİM KARIŞIR HAYALLERİME


KİM KARIŞIR HAYALLERİME

Kim karışır hayallerime
Kime ne
Ben hayatta atamadığım adımlarımı hayallerde attım.
Hatta koştum ip atladım.
Hayallerimde hiç tanıyamadığım babamı sarılıp öptüm.
Hayallerimde sıralarım sınavlarım oldu
Ben hayallerle yaşadım.
Galiba hayallerimle öleceğim
Kim karışır hayallerime.
Kime ne

HANDE DAĞ
[492 gösterimler]
GÜZELİK NEDİR
[711 gösterimler]
SEN KİMSİN, BEN HANDE DAĞ, PEKİ HANDE DAĞ KİM
[691 gösterimler]
Verenel Derneği’nden Vefa Örneği
Open in new windowhttp://www.merhabahaber.com/img/ZJB5HOnn.jpg[/img]Verenel Derneği Konya temsilciliği, bir süre önce soba zehirlenmesi sonucu hayatını kaybeden Osman Doğan hocanın çocuklarına Sultanşah Caddesi üzerinden daire aldı.
[461 gösterimler]
MEZARDAKİLERİN PİŞMAN OLDUKLARI ŞEYLER İÇİN
Open in new window
''mezardakilerin pişman oldukları şeyler için
dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!..''


-GOETHE-
[584 gösterimler]
Peygamber Kabrine Ayaklarını Uzatınca
30 yıldır kutsal topraklarda yaşayan tanınmış bir isim, Peygamber Efendimizin kabrine ayaklarını uzatmış oturan birini görüp içinden 'bu ne hal' diye geçirince, ardından olana kendisi de inanamadı... İşte o olay...
[633 gösterimler]
DOMUZ GRİBİ AŞISI SİYONİZMİN BİR OYUNUMU
DOMUZ GİRİBİ AŞISI İÇERİĞİNDE ŞUNLAR TESPİT EDİLDİ:
[570 gösterimler]
EVLER YAŞLILARLA GÜZEL
Open in new window
Evler yaşlılarla güzel

Niçin evlerde çocuk odası var da yaşlı odası yok? Evlerde yaşlı odası oluşturulmasını isteyen Cemil Paslı, bu sayede huzurevlerine olan talebin büyük oranda azalacağına dikkat çekti
[511 gösterimler]
Mehmet Emin Ay (1 makaleler)
MANEVİ EĞİTİMDE HADİSİ ŞERİFLER
Manevi Eğitiminde Hadis-i Şerifler

İnsan! Yaratılmış varlıkların en değerlisi, ilâhî tecellilere mazhar olanların en şereflisi ve yeryüzünün en özellikli ve en güzide olanı... Buna rağmen en hırslı, en acımasız ve bazen de en vahşi tabiatlısı...
[549 gösterimler]
Mehmet Sürmeli (0 makaleler)
Ömer Döngeloğlu (0 makaleler)
Alllah Dostları (21 makaleler)
Allah Dostlarını Tanıyalım.
Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (k.s)
Open in new window
[85 gösterimler]
RECEP AYI DUALARI M.SAMİ SULTAN (KS)
Receb Ayında Okunacak Duâ



Receb-i Şerîf girdiği zaman Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-:



"Ey Rabbim! Bize Receb'i ve Şa'ban'ı mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaşdır" (19) diye duâ ederlerdi.

Ayrıca Receb ayının birinden itibaren Ramazan-ı Şerif sonuna kadar her gün biner aded kelime-i tevhid okumalıdır
M.Sami Ramazanoğlu (dualar ve Zikirler)
[574 gösterimler]
RECEP AYININ FAZİLETİ
Receb ayının fazileti

Recep Ayının Fazileti

Receb, tazim ve saygı anlamına gelir, îslâm öncesi Araplar Receb ayına ayrı bir ehemmiyet verirler, saygı gösterir ve şanını yüceltirlerdi. Receb ayı gelince kılıçlar kınına sokulur, oklar torbalarına yerleştirilir, derin ve kanlı husumetlerin üzerine geçici de olsa bir sükûnet örtüsü çekilirdi. Artık o gürültülü ve korkunç çöller tatlı bir huzurun baharına dalar, her taraf bir güven ve selâmet sahasına dönerdi. Öyle ki, bu ayda bir kimse babasının katiline rastlasa bile başını kaldırıp kaşına bakmazdı. Bu aya “sağır ay” denilmesi de sükûnet mevsimi olmasındandır.

Receb ayına sağır denmesinin bir başka anlamı da şöyle ifade edilir: Bu ayın bereketi hürmetine, bu ayda işlenen günah ve hataları manen bu ay duymamakta, mü”minlerin sadece ibadet ve sevaplarına şahitlik etmektedir. Böylece Cenab-ı Hak mü”min kullarının bu ayda işlemiş oldukları günahları bağışlamaktadır.

İslâmiyet gelince de Receb ayına mahsus olan saygı devam ettirildi. Bilhassa Regaib ve Mi”rac gibi tecellilerle şereflendirildi.
Resul-i Ekrem Efendimiz dualarında, “ım! Receb”i ve Şâban”ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan”a ulaştır” buyururlardı. (2)

Receb”e, “recm ayı” da denir. Buna göre, mü”minlerin eziyet ve zahmet vermemesi için şeytanlar bu ayda taşlanır, kovulup uzaklaştırılır.
Receb kelimesindeki “R” “ın rahmetine, “C” “ın cömertliğine ve yardımına, “B” ise “ın birrine (iyilik ve ihsanına) işaret eder.
Receb ayına “mutahhar” denmesinin sebebi, bu ayı oruçlu geçirenlerin günah ve hatalarından temizlenip paklanmasıdır. Receb ayının Peygamberler tarihinde ayrı bir yeri vardır. Meselâ, Nuh Aleyhisselâm ve kavmi Receb ayında gemiye binmiş ve tufandan kurtulmuşlardır.

Receb ayı Hicrî ayların yedincisi ve Ramazan”dan iki ay öncesidir. Fazileti bakımından ayrı bir yeri vardır. Regaib ve Mi”rac gibi mübarek geceleri içinde bulundurması faziletini daha da arttırmaktadır. Ayrıca, Kur”ân”da haram ayları olarak geçen dört aydan birisi olması, Müslüman kalblerdeki yerini bir kat daha daha artırmıştır.

Receb ayı, “üç aylar” olarak bilinen mübarek bir mevsimin ilk ayıdır. Bu aylara “çok sevaplı ibadet ayları” diyen Bediüzzaman, onların kazandırdıkları sevap ve mükâfatlar bakımından, mü”minlerin önünde nasıl bir kademeli yükseliş vesilesi olduklarına şöyle işaret eder:

“Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamada üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” (3)

Buna göre Receb ayında işlenen ibadet, edilen iyilik, yapılan hizmetlerin manevî ecri ve sevabı bire yüz verilmektedir. Bunun için mü”minler bu aydaki nasiplerini arttırmak maksadıyla daha çok gayret sarf ederler. Hayır ve hasenata biraz daha ağırlık verirler.

Bazı hikmet ehli âlimler Receb ayı hakkında şu yorumları getirmişlerdir:

Receb eza ve cefâyı terk içindir, Şaban amel ve vefa içindir, Ramazan sıdk ve safa içindir.

Receb tevbe ve pişmanlık ayıdır, Şaban muhabbet ayıdır, Ramazan kurbet (“a yakınlık) ayıdır.

Receb hürmet ayıdır, Şaban hizmet ayıdır, Ramazan nimet ayıdır.

Receb ibadet ayıdır, Şaban dünyanın safasını terk etme ayıdır, Ramazan ibadetlerin mükafatını artıran aydır.

Büyük tasavvuf ehli Zünnün Mısrî der ki:
“Receb ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.” (4)

Receb ayının diğer aylardan farklı bir ibadeti de oruçtur. Mümkün mertebe bu ayda daha fazla oruç tutulmaya çalışılır. Ebû Davudta, hiç ara vermeden devamlı surette oruç tutan bir zâta Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselamın bazı tavsiyelerden sonra şöyle buyurduğu rivayet edilir:
“Haram aylarından bazısını tut, bazısını bırak, haram aylarda tut ve bırak, haram aylarda tut ve bırak.” (5)

Hadisin devamında ravî olan Şahabı şöyle demektedir:
“Resulullah “tut” dedikçe, üç parmağını yumdu, “Bırak” deyince de üç parmağını bıraktı.” Böylece Peygamberimizin o zata, “Üç gün tut, üç gün ara ver” dediği anlaşılıyordu.

Bilindiği gibi haram ayları, “Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb” aylarıdır.
Receb ayında devamlı olarak bir ay boyu oruç tutmanın uygun görülmeyişinin sebebi, Receb ve Şaban aylarının Ramazan ayına benzemesinden kaçınılmasıdır. Çünkü hiç kesintisiz bir ay boyunca oruç tutmak sadece Ramazan ayına mahsustur. Hattâ Receb ayında bir ay süresince oruç tutmanın mendup bile olmadığını söyleyen İmam Gazâlî ve İbni Kayyim el-Cevzî gibi müçtehidler, Ramazan ayına benzememesi için diğer aylardan farklı olarak Receb ayında devamlı bir ay boyu oruç tutmayı mekruh görürler. (6)

Diğer aylarda nasılsa, Receb ayında da ayın ortasında veya belli günlerinde, yahut üçer gün ara vermek suretiyle oruç tutulması tavsiye edilmektedir.
Görüldüğü gibi Receb ayında tamamen oruçlu geçirme hususunda bir hadis ve rivayet yoktur. Üç ayları hiç ara vermeden tutmak sünnet ve müstehap da değildir, sadece sâlih zatların güzel bir âdetidir. Receb ayını tam olarak tutanlara “Tutma” denilmez, ama fıkhı olarak da hükmünü belirtmek gerekir.

Bu arada Ramazan ayında bozmuş olduğu bir oruçtan dolayı kefaret orucu tutmak isteyenler için Receb ve Şaban ayı iyi bir fırsattır. Receb ayının birinci gününden itibaren hiç ara vermeden Şaban ayı da dahil olmak üzere iki ay üst üste oruç tutarsa tam bir kefaret borcunu ödemiş olur. Peşinden Ramazan ayının orucu da geleceğinden böylece üç ay boyu, bir gün dahi yemeden oruç tutmuş olur. Bu durumda oruç borcunu öderken aynı zamanda sevap hazinesini de doldurmuş ve geliştirmiş sayılır.

Madem Receb ayı günahların affedildiği aydır. Bağışlanmanın yolunu ve istiğfarın nasıl yapıldığını bilmek gerekiyor. Rivayete göre şu istiğfar duasını Receb ayında yedi kere okuyan kimsenin günahları affolunmaktadır.

“Estağfirullâhe”l-Azîme”llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü”1-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.”

Mânâsı: “Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan “tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi Ona tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir.” (7)

Üç aylar birer dua ve niyaz mevsimidir. En güzel duaları başta sahabiler olmak üzere İslâm büyüklerinden öğreniyoruz. Hz. Ali”nin Receb ayında şu şekilde dua ettiği rivayet edillir:

ALLAH“ım, salat eyle Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamın üzerine; hikmet yıldızları ve devamlı nimet ve ismet kaynağı ehl-i beytine.

ALLAHım, beni her türlü kötülükten koru. Beni unutkan etme ve gaflet üzerinde bırakma. Sonumu da hasret ve pişmanlıkla bitirme. Benden razı ve hoşnut ol. Senin mağfiretin zalimler içindir, ben de nefsime zulmettim.

ALLAHım, beni bağışla, beni bağışlamakla Sana bir zarar gelmez. Bana nimetlerini ihsan et, bana vermekle senin ihsanın azalmaz. Senin rahmetin geniş ve boldur. Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.

ALLAHım, bana sıhhat ve afiyet ver. Güven ve huzur ihsan eyle. Şükür ve takvaya ulaştır.

ALLAHım, Senden sabır ve doğruluk istiyorum. Bana işimde kolaylık ver. İşlerimi güçlükle gördürme. Aileme, çocuklarıma ve kardeşlerime iyilik ve ihsanda bulun. Onları mü”min ve Müslümanlardan kıl ve bu şekilde dünyadan ayrılmalarını nasip eyle.”

Bazı Selef büyükleri de Receb ayı gecelerinde şöyle dua etmişler:

ALLAH“ım, Sana mahzun gönlümle, isteklerini kabul buyurduğun dostlarının duası ile niyaz ediyorum. Zatına eriştirdiğin ve Senin rızanı isteyenlerin dili ile Senden talep ediyorum. Umarım Senin ululuğundan, Seni bileyim ve kulluk edeyim.

Yâ Rab, bu gecenin rahmet ve bereketinden sevap ve mükâfatından beni nasiptar et.

ALLAHım, kullarından istediğine, istediğini verirsin, kim Seni onlara ikram etmekten alıkoyabilir? Ben fakir ve âciz bir kulum. Fazl ve kereminden nimetlerini ümit ediyorum. Sana sığınırım ve ancak Senden yardım dilerim

Yüce Mevlam, bu gece kullarına çok rahmet ve bereketini döker, saçarsın. ım, Sana yalvaran dilleri, Sana kalkan elleri boş çevirme. İyilik ve yardımınla faydalandır bizi. Nimetlerinle donat hepimizi.

ALLAHım, salât eyle Muhammed ve evladına, eşlerine ve dostlarına, bitip tükenmeyen rahmet ve bereketinle. Yâ Rabbe”l-Âlemin!”

[542 gösterimler]
ADABI MUAŞERET.(Yahyalılı Hacı Hasan Efendi)
ADABI MUAŞERET
Yazan Kalemdar
Kıymetli Kardeşlerim…

Az konuşmak hususunda Efendimiz (s.a.v.), nice hadis-i şerifler ifade buyurmuştur. Az konuşmak, gerektiği kadar konuşmak, mürid için büyük fayda sağlar.

Hikmet on şeydedir: Dokuzu sükut, biri de halktan uzlettir, denir. Demek ki onu da sükutta değilmiş. Halktan uzlet edince olduğun yerde ne söyleyeceksin. Bunun için kardeşlerim bizler de hikmeti elde etmeye bakalım.

İnsanların arasında dilin muhafazası bir insanın edepli mi yoksa edepsiz mi olduğunun delilidir.

Abdullah Mustafa Dedeoğullar isminde bir kardeşimiz vardı. Hacı Abdullah’ın asker arkadaşı olur, biz de tanışırız kendisiyle. İlim ehli bazı insanlar Sami Efendimiz (k.s.)’in çevresinde oturuyorlar. Dedeoğullar da var içlerinde. O ilim ehlinden zatlar masada oturuyorlar, edebe mugayir bazı hareketlerde bulunuyorlar. Efendimiz (k.s.)’e sual soruyorlar. Dedeoğulları biraz sonra tahammül edemedi içerden çıktı. “Allah Allah! Şu hocazade oturmayı bilmiyor, Efendi Hazretleri üzüldü.” dedi. Tabii bizler de üzüldük.

***

Kardeşim! Sofradaysan elini, boğazını muhafaza et. Yemek yerken sünnetten ayrılma. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yemek yediğinde kendi önünden yerdi, namaz kılanın namazda oturduğu gibi, dizlerini ve ayaklarını toparlayarak otururdu; fakat bir dizi diğerinden yüksekte olurdu ve buyuruyordu ki: "Ben bir kulum, kullar gibi yemek yiyorum ve onlar gibi oturuyorum." Bütün güzelliklerin kaynağı İslam.

Deniyor ki; bir mecliste isen karnın az da olsa aç kalsın. Az yiyerek riya da etme, karnın doyacak kadar da yeme. Yemekte riya aç eder, amelde riya hiç eder. Lokman küçük olsun. Kimsenin lokmasına da bakma. Kendi önünden ye. Ayrıca kardeşlerinle yemek yemeyi ihmal etme.

Efendimiz (s.a.v.): "Sizin en kötü olanınızı size bildireyim mi?"diye sordu. Ashap evet dediklerinde şöyle buyurdular: "Sizin en kötünüz; yalnız yemek yiyen, kölesini döven ve yardımını esirgeyendir." Sünnet bunlar. Lokmanı çok çiğne de yut. Temiz yemek ye.

Yemeğin adabını bilmeyen başka bir şeyi biliyorum diyemez. Onun için kardeşlerim! Sofrada bulunuyorsak boğazımızı, elimizi muhafaza edelim. Gittiğimiz her yerde bunlara riayet edelim. Zira efendilerin yanında olan kimse efendi olur. Bir evladın edebi yoksa, babasının o evladın yüzünden yüzü kara olur. Yani efendisine zararı dokunur.

***

Yedin, içtin; yedirdin içirdin. Ancak bunların tek şartı, yaptığın ihsanı unutman. Yaptığın Allah rızası içinse; ben falana şöyle iyilik ettim bilmedi, gözüne dursun deme. Ve o yaptığın iyiliği kırk sene geçtiğinde bir defa dönüp de o adama, “Sen muhtaç bir adamdın, ben sana iyiliklerde bulunmadım mı?” dediğinde kırk senelik yaptığın hayrın, hasenatın ona yaptığın iyilikler zayi olur geçer-gider. Çünkü onun için yapmışsın, Mevlâ için yapmamışsın. Bu hareket Mevlâ’nın rızasına muhalif geldiğinden ameli söndürür.

Efendimiz mübarek elleriyle bize, “Başkalarına yaptığınız ihsanı unutun gitsin.” diye yazdı.

Başkalarının size yaptığı kötülüğü de unutun gitsin. Unutamıyorum Efendim. Unutacaksın. Böyle zorla unutmayacaksın. Ham armut, ham karpuz, ham üzüm yenilmez, zikrullah ile olduracaksın onu. Oraya varınca onu unutacaksın. Başkalarına yaptığı kötülüğü unutmak da ancak olgunlukla olur.

Mevlâ bizlere âdâb-ı muaşerete uyma lezzetini lutfetsin. Ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn.

[426 gösterimler]
FENDİMİZE YAZILAN KASİDEİ BÜRDE
Kab bin Zuheyr PEYGAMBER EFENDİMİZE yazdığı Kaside-İ Bürde


Kab bin Zuheyr Kaside-İ Bürde
BÜRDE: (Ar.) Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbisedir.
Tarihte iki kaside, "Kaside-i Bürde" ismiyle anılamktadır.
Birincisi Ka´b b. Züheyrin yazdığı kaside. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından beğenilmiş ve Peygamberimiz hırkasını çıkararak şaire giydirmiştir. Bu yüzden bu kaside "Kaside-i bürde" olarak tanınır. İstanbul Hırka-i Şerif Camiinde sergilenen Hırka-i-Şerif Ka´b b.Zuheyr´e giydirilen hırkadır.
İkincisi İmam Busuri´nin yazdığı Kaside. İmam Rüyasında Peygamberimize arz ettiğinde, Peygamberimiz Bûsîrî´yi ödüllendirmek üzere hırkasını çıkarıp yatmakta olan hasta şairin üzerine örttüğü için "Kaside-i Bürde" olarak anılmıştır.
[455 gösterimler]
Seyr ü Sülûkta Teslimiyet ve Sabır (Mübareğin bana cevabı)
Yazan Kalemdar
Kıymetli kardeşlerim!
Azgın nefsimizi terbiye etmek için mürşide teslimiyet gerekir. Mürşid-i kâmilin nefsimizin ıslahı için bizleri tâbî tuttuğu her türlü imtihana da sabretmek gerekir. Nefis terbiyesinde teslimiyet ve sabır çok önemlidir. Sizlere bu meseleyi daha da kolaylaştırmak için, uzun yıllar şeyhlerine hizmet eden iki müridin menkıbesini nakledeyim:

Şeyh efendi, bir gün, yatsı namazını kıldırmak üzere imamete geçer. Efendi hazretleri namaza başlamak üzere iftitah tekbirini "Allahu Ekber!" diyerek alır. Arkasında cemaat olan iki müridi ise tekbir almak için ellerini kaldırırlar. Aman Yâ Rabbi! Bir de ne görsünler? Şeyh efendinin kulaklarının yerinde iki tane merkep kulağı var. Nefislerinin verdiği vesveseyle kendi kendilerine söylenmeye başlarlar "Allah Allah, keşfimiz açıldı, şeyh deyip kendisine intisap edip dersini çektiğimiz manâ âleminde merkepmiş meğer."

Namaz sona erdikten sonra birisi diğerine "Yazık söyleyelim de tövbe etsin, kurtulsun." der.
-Efendim! Kusura bakmayın da bizim keşif gözlerimiz açıldı. Biz, sizin kulaklarınızın yerinde iki merkep kulağı görüyoruz.

-Vah vah. Öyle mi evladım. O zaman şu ustura bıçağını alında bari, ben namaza durunca yine gözükürse kesin atın o kulakları oradan.

Şeyh efendi namaza durmuş, kulaklar çıkıvermiş, müridler de kesivermişler. Namaz biter bitmez; şeyh efendi geriye dönmüş, iki müridinin de üstü başı kan olmuş. Meğer onlar, kendi kulaklarını kesip atmışlar. Aynada kendilerini görüyorlarmış.

Şeyh efendi onlara, "Ben sizi nefsinizi tebdil ede ede, kötü huylarınızı iyileştire iyileştire, sizin nefsinizi insaniyete çevirecektim. Nefsinizi millete menfaati olan merkebe tahvil ettim idi. Ama sizler sabredemediniz. Sabırsız dervişler bu kapıya layık değildir. Şeyhine su-i zanda bulunan dervişlerle bizim işimiz olmaz. Çıkın dışarı! Çıkın! Kabul etmiyorum, reddediyorum sizi!" der ve onları huzurundan kovar.

Hem mürşid-i kâmil demişler, hem istihare etmişler, sonra da intisab etmişler, fakat tahlil edememişler meseleyi.
Neden? Çünkü ilim ehli değiller. Tarikat için ilim lazım.
Es’ad-ı Erbilî hazretleri de aynı şekilde kıymetli pederim Şeyh Mustafa Hulûsî’nin nefsini katletmişti. Bu olayın olduğu gün sevgili anneciğim bir rüya görmüş. Rüyasının akabinde başlamış ağlamaya. Ağıtına büyükannem uyanmış.
-Niye ağlıyorsun kızım?
-Rüyamda şeyhi oğlunuzun boğazını kesti, kan oluk oluk akıyordu. Dayanamadım, ağlıyorum.
Büyükannem velî bir hanımdı. Rüyâ’yı hemen yorumlamış.
-Şeyhi oğlumun nefsini bugün katletti. Islah etti.
Bu azgın nefsi kesmek, ıslah etmek bizlerin elinden gelmez. Ancak nefs-i emmâre, bir mürşid-i kâmilin hakîkat kılıcıyla kesilirse nefs-i mutmainneye, nefs-i râziyeye, nefs-i merziyyeye dönüşür. Mürşid-i kâmile teslim olmalı iyice. O, akıl, zikir, hilm, sabır, kanaat, tevekkül, tevazu ile kötü huylarımızı iyileştiriverir. Bizlerde hırs var, tama var, buhl var, adâvet var, buğz var, haset var, kibir var, yalan var. "Yok, yok!" diyoruz ama kendi kendine patlak veriyor, ortaya çıkıyor. Yaralarımız çok. Bunlardan kurtulmamız içinse bir tabib-i hâzık, bir manevî doktora muayene olmalıyız. Manevî doktorun Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şerîflerden çıkardığı reçetelerle devâ bulmalıyız. Bu ilaçları, istenildiği kadar -tadı acı olsa da- deva için içmeliyiz.
Allah Teâlâ hazretleri manevî hastalıklarından kurtulan ve kendisine hakîkî kul olanlardan eylesin bizleri.
Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a. (Amin)

[469 gösterimler]
Bir Kamil Mürşide Varmadan Olmaz( H.Hasan EFENDİ)
Yazan Kalemdar :

Kıymetli Kardeşlerim! Kalplerimizin salih olması için gayret etmeliyiz. Kalbin anahtarı kutb-ı cihânın elindedir. Verdiği zikirle kalpleri açar kutb-ı cihân. “Allah, Allah, Allah” derken zikirle şifa bulur kalp. Kalbin devası zikrullah iledir. Bütün iş kalbin düzelmesinde kardeşlerim. Kardeşlerim, kalbimizle güzelleştirmek için gayret edelim.

Pekiyi efendim bu nasıl olacak, neyle olacak?

Reçetemizi doğru kullanmakla olacak.
Nasıl ki midemiz ağrıyınca doktora gideriz. Doktora gitmekle de kalmayız doktorun verdiği tedaviyi uygularız. İşte böyle kalbimiz hastalanınca da tabib-i hazık olan mürşid-i kamile gitmeliyiz. Mürşid-i kâmil kalbimizdeki hırs, tamah, riya, süm’a, buhul, adavet, kin, buğz, haset, kin, kibir gibi hastalıkları tedaviye başlar. Tedavisi için bizlere bir reçete verir. Bütün bu ahlak-ı zemimeyi kaldırmak için kesinlikle tabib-i hâzıka muhtacız. Onların sohbetlerine gidip huzurlarında mutlaka bulunmalıyız.
Pekiyi hasta olduğumuzu nasıl anlayacağız?

“Ballardan daha tatlı olan Kur’an-ı Kerimi okuyamıyorum bir eringeçlik geliyor. Ballardan daha tatlı olan zikri yaparken uykum geliyor.” diyorsan bil ki hastalanmışsın. Canın, lafza-yı celâli, Kur’an-ı Kerim’i istemedi mi; bil ki kötü bir hastalığın var. Kalbin hasta. Bu hastalık öldürürse kötü öldürür. Allah bizi bu dertle öldürmesin. (Âmin)

Şeriat demiryolu gibidir. Şeriatta küçük bir gevşeklik olursa treni devirirsin, mahvolursun. Es’ad Erbilî, kıymetli pederime şöyle demişti: “Mustafa Efendi, size şu icazetnameyi veriyorum ama şeriattan ufak bir noktaya halel getirecek olursan tarikatımdan merdudsun.” Büyüklerimiz böyle diyor daha işin başında. Tarikat için şeriat bu kadar önemli. Şeriat “demiryolu” dedik. Tarikatla hakikat şeriatın hizmetçisi. Tren ray olmadan bir adım bile ilerleyemez. Önce yola gireceksin. Sonra kancanı vagonlardan birine takacaksın. Aksi takdirde treni emmare, levvame, mülhime istasyonundan öteye götürmeye imkân yok.

Niceleri gittiler mürşid arayı
Arayanlar buldu derde devayı,
Yüzbin okurısan akdan kareyi
Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz.

Kadılar müftüler cümle geldiler
Kitapların hep bir araya yığdılar.
Sen bu ilmi kimden aldın dediler
Bir kâmil mürşide varmayınca olmaz

Bunları sade şiir gözüyle görmemek lâzım. Ayetlerin lisanından konuşur Hak şairinin şiirleri. Yukarıdaki şiir, “Li küllin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ” (Maide, 48) yani “Her biriniz için bir şeriat ve münevver bir yol tayin ettik ayet-i celilesini tefsir ediyor adeta.

Üstadımız buyuruyorlar ki “Benim ihvanımın semtine şeytan yaklaşamaz.” Böyle büyük, emniyetli bir yoldayız. Makinistimiz işinin kâmilen ehli bir Hak dostu. Allâh yolumuzdan ayırmasın, kıymetini bilmek nasip etsin, hak yolda kâim eylesin inşallah.

Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allâh’a. (Âmin)


[740 gösterimler]
VELİ KİMDİR (Şahı Nakşibendi)
VELİ KİMDİR?

Şah-ı Nakşibend’e (ks) sormuşlar:

“Efendimiz, bazı havada uçan kimseler var. Onların durumu nasıldır? Onlar için ne söylüyorsunuz?”

Hazret cevaben buyurmuş:

“Onlar benim nazarımda veli değiller. Havada uçmak hüner değil. Havada uçan bunca kuşlar var. Veli mi oldular ki havada uçuyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Peki efendimiz, suda yürüyenler için ne buyuruyorsunuz?”

Şah-ı Nakşibend (ks) şöyle buyurmuş:

“Onlar da benim nazarımda makbul değildir. Gece gündüz suda dolaşan bunca balık var. Onlar da veli midir ki suda geziyorlar?”

Tekrar sormuşlar:

“Öyleyse efendimiz, bir saatte bütün dünyayı dolaşan, doğu ile batı arasında mekik dokuyan kimseler için ne söyşüyorsunuz?”

Hazret cevaben:

“benim nazarım da bunlar da veli değiller. Şeytan ism-i azam duasını okuyarak bir saniyede doğudan batıya gidip geliyor. Ama kafirdir şeytan. Dergah-ı ilahiden atılmıştır. İmanı reddedilip kabul edilmemiştir.” buyurmuş.

Soranlar bu cevapları aldıktan sonra:

“Öyle ise efendimiz, lütfen bize kimlere veli dendiğini, kimlerin veli olduğunu söyler misiniz? Vallahi biz kimlerin veli olduğunu bilemiyoruz” diyerek rica etmişler.

Şah-ı Nakşibend (ks) bunun üzerine şöyle buyurmuş:

“Ben, Peygamberin (sas) şeriatına mutabat eden, onun şeriatinden ayrılmayan kimselere veli derim. Böyle kimseler benim gözümde velidir
[543 gösterimler]
Kab bin Zuheyr Efendimize yazdığı Kaside-İ Bürde
Kab bin Zuheyr Kaside-İ Bürde

BÜRDE: (Ar.) Hırka, Arapların gece üzerlerine örttükleri, gündüz giyindikleri elbisedir.
Tarihte iki kaside, "Kaside-i Bürde" ismiyle anılamktadır.
[426 gösterimler]
ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLU (ABDULGADİR GEYLANİ)
ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLU

Her şey Allah’a kavuşmakla son bulur. Sen de Hakka vasıl olduğun zaman manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.
[460 gösterimler]
Fethu’r - Rabbani’den Demetler(ABDULGADİR GEYLANİ)

Giriş

Ey oðul! Ýki adým vardýr ki, eðer bu iki adýmý atabilirsen Hakk’a ulaþtýn demektir. Eðer kalbin ve ruhunla, dünyayla ahiretten birer adým, nefsinle diðer insanlardan da birer adým uzaklaþabilirsen, Hakk’a ulaþmýþ olursun. Sen, kalbin ve ruhun ile bu zahirleri terket. Ýþte o zaman önce baþlangýçta, sonra da sonda Hakk’a vâsýl olursun. Sen önce baþla. Ýlk adýmý at. Onu tamamlamak, Aziz ve Celil olan Allah’a düþer. Baþlamak senden, bitirmek de Aziz ve Celil olan Allah’tan.
Open in new window
[437 gösterimler]
NAKŞİBENDİLİK ve ŞAHI NAKŞİBENDİ HZ.
Nakşibendilik ve Şah-ı Nakşibend (k.s)

Hâce Muhammed Bahâüddin hz.'nin, Pîri olduğu Tarikat-ı Âliyye, Zamân-ı Saâdet'ten bu yana değişik isimler almıştır:
[1218 gösterimler]
VAKİT NAMAZLARININ SIRLARI
Vakit Namazları Hakikatta öğle Namazından başlar. Öğle Namazını ilk İbrahim (AS) kılmıştır. Öğle Namazının farzı 4 rekattır.
[552 gösterimler]
ŞEFAAT VE HİMMET NEDİR ?
Şefaat günahkar kişilerin, af edilmesi ve itaatkar müminlerin de yüksek mertebelere yücelmeleri için Resulullah (SAV) efendimizin, Cenabı Allah’tan niyazda ve ricada bulunmasıdır.
[774 gösterimler]
NEFSİ EMMARE
[size=medium]
NEFSİ EMMARE
Tasavvuf ilmine göre insanın manevi vücudunda iki zıt varlık vardır. Bunlardan biri Ruh, diğeri de Nefstir. Bu iki zıt varlık insanın vücuduna hakim olmak için mücadele eder.
[450 gösterimler]
Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (k.s)
Hacı Hasan Efendi (k.s) 1914 yılında Kayseri'nin Yahyalı ilçesinin Kavacık mahellesinde dünyaya geldi.
[548 gösterimler]
VEDA HUTBESİ
VEDA HUTBESİ

(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslüman’ın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.
[432 gösterimler]
Müridin Mürşidiyle İlgili Dikkat Etmesi Gereken Edepler
Müridin Mürşidiyle İlgili Dikkat Etmesi Gereken Edepler

1- Herhangi bir konuda şeyhini aldatmamalıdır. O’na son derece saygı göstermelidir.
2- O’nun öğrettiği zikir ile kalbini düzeltmeye çalışarak gafletten kurtulmaya çabalamalıdır.
3- Bir konuda haklı bile olsa şeyhin sözünü ve gayesini anlamaya çalışmalı; ona karşı ölü yıkayıcısının eli altındaki ceset gibi olmalıdır.
[603 gösterimler]
Mahmut Sami Ramazanoglu (ks) Hazretleri

HZ. MAHMÛD SÂMÎ RAMAZANOĞLU (K.S.)
Bir asırlık mübârek ömürlerinin her ânında Sünnet-i seniyye-i ihyâ eyleyen ve nice yüksek makamların sâhibi, Gavs, Müceddid, Sâhibü’z-zamân ve Cân’a yakın ülfet makâmının sâhibi ve asırların nâdir yetiştirdiği bir Zât-ı akdes olan Hz. Mahmûd Sâmî (k.s.),
[522 gösterimler]
MEVLANA
MEVLANA

Bir ney sessizliğin kanadı olur,
rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.
bir buğudur o bakışında senin.
bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.
[519 gösterimler]
YAHYALILI İPEK HOCAMIZ
Babaları,Yahyalı’nın müderrisi, Kayseri’nin "Melik Gazi" medresesinin mezunu H. Mustafa Efendi(r.h.a.)’nin (1869-1932) talebesi Hafız Veli Hoca (r.h.a.) (1882-1950)’dır.
[786 gösterimler]
Şiirler (17 makaleler)
Şiirler
ŞÜKÜR
[520 gösterimler]
N.Fazil'in gönlünden
Mürid
N. Fazil'in konu ile ilgili siirleriOpen in new window
[622 gösterimler]
beni ben mi çıldırtım
[467 gösterimler]
ÇAREM
[499 gösterimler]
ÖLÜM ANI
Önce ılık, ılık bir su döküldü başımdan aşağıya
Sonra kulaklarımda müthiş bir çınlama
Sonra dudakların beyazlaşır tenin atar ölü gibi
Sonunda yavaş, yavaş canının çekildiğini hissedersin
Soluğun kesilir her zaman aldığın nefese hasret kalırsın
Ben işte bu gün bunu yaşadım yani ölümü
İnan bana çok kolaymış ölmek peki ya sonramı
Sonrasını ne sen sor ne ben söyleyeyim
[554 gösterimler]
HAYALLERİM VE BEN
HAYALLERİM VE BEN

Benim uçuk kaçık hayallerim
Benim ideallerim sevgilerim sevdiklerim
Her gün biraz daha uçuyorum
Gökyüzüne bir kuş olup uçuyorum sema ya
Bazen bir dalgıç olup iniyorum derinliklere
Astronot olup evreni seyre dalarım
[485 gösterimler]
DÜNYA
Ne nimetler verdin bize biz kadrini bilemedik
Yalan yalancı dünya dedik
Kendi hatalarımızı hep senin üstüne yükledik
Üstüne üstlük birde ozon tabakanı deldik
Yeşili mahvettik
Ey dünya biz sana neler ettik
[449 gösterimler]
MUTLULUK
Seni hiç tatmadım desem yalan olur.
Bir kır çiçeği görsem dünyalar benim olur
Yıllarca hep peşinden koştum
Ben yaklaştıkça sen kaçtın
Bilmem ki beni üzmekten ne zevk aldın
Şuna inanıyorum ki seni yakalayacağım
Bu kovalamacıdan hiç bıkmadım bıkmayacağım.
[530 gösterimler]
BU GECE
Her gece güzeldir ama bu gece daha güzel çünkü bu gece kandil gecesi sen varsın yanımda senin kokunu
Duyar gibiyim küçücük
Odamda sen seslenir gibisin
Mevlitlerin namelerinde
Sevgili peygamberim
[472 gösterimler]
NE GÜZELDİR

NE GÜZELDİR


Ne güzeldir yollarda yürümek
Kuşların cıvıl,cıvıl şakıyışlarını dinlemek
Ne güzeldir dağları ağaçları mehtabı seyretmek
Ama önemli olan yola devam edebilmek

HANDE DAĞ
[490 gösterimler]
HANDE

HANDE
Bazen çılgın bazen durgun
Bazen hırçın bazen olgun
Hayalci ve inatçı
Hayatı ve insanı
Seven bir kız o hande
Pek de güzel olmamakla beraber
Her kes gibi bir ağız ve burunu
Olan bir kız o hande
Her ne olursa olsun insan o hande

Hande Dağ
Open in new window
[435 gösterimler]
KUTLU DOĞUM
Kutlu Doğum Haftası Çeşitli Etkinliklerle Kutlandı

Ben sizin imanınızı kemale Erdirmek için
gönderildim derdi.hazreti peygamber.
(buhari) hadisinden

Allah ve resulunu dünyadaki herşeyden
çok sevmedikçe imanınız kemale ermez.
(buhari) hadisinden

Benim ümmetim gökyüzündeki yıldızlar
misalidir hangisine uyarsanız uyun doğru
yola ulaşırsınız.(buhari) hadisinden

ben dünyayı parmağımdaki yaşlığa abdes
aldığım gölü ise ahirete benzetirim.derdi
hazreti peygamber.(buhari) hadisinden

kuran ile sünnete uyan ahirette feraha
cennete ve bitip tükenmek bilmiyen niğmetlere
kavuşur.(kuranı kerim)

beni anınınız ve bana uyunuz bana selatu selam
getiriniz bana getirdiğiniz selatu selamlar bana
ulaşır bende sizin için allahtan mağrifet dilerim
Hazreti muhammet

hazreti peygamber günde 40 kere töğbe ederdi
günde 40 kere töğbe eden iman yollarına ulaşır

Bana En Sevgili Olanınız Benim Sünneti Seviyeme
Uyanınızdır Derdi hazreti peygamber (Buhari hadisinden)

Feryadı Fügan Edip Elbisesini Yırtıp Saçını Başını
Yolanlar Bizim Sünnet İnancı Üzerine Yaşıyanlarımız
Değildir Derdi Hazreti Peygamber (Buhari hadisinden)

Cennetle Cehennem Size Şah Damarınızdan Daha
Yakındır Der Allah Resulu (Buhari hadisinden)

Cennet Kılıçların Gölgesi Altındadır derdi hazreti peygamber
(buhari hadisinden)

Gece Namazı Kıldığında Asabı Hazreti Peygamberin Arkasına
Geçer Ona Uyar Namaz Kılarlardı Gece Namazı Farzolur Ümmetime
Deyip Gece Namazı Kılmayı Terkeyledi hazreti peygamber
(buhari hadisinden)

Allaha Dua Edip Yakarırken Ondan Cennetlerin
En Yükseği Olan Firdevsi İsteyiniz der Hazreti Muhammet
(buhari hadisindendir)

Allahın 7 Kudretini Çok Severdi Hazreti Peygamber
(buhari hadisinden)

En Sevdiğiniz şeylerden Allah
ve resulu payına harcamadıkça
gerçek iman etmişlerden sayılmazsınız

İnsan 40 cüzden yaratılmadır bunun 1 cüzü
rüyadır der Hazreti Peygamber (buhari hadisinden)

[512 gösterimler]
MAAŞ
[470 gösterimler]
Necip Fazıl Kısakürek (vasiyet)

Necip Fâzıl Kısakürek
Necip Fâzıldır adı, Kısakürektir sanı
İstanbulda doğmuştur bu şairler sultanı

Gerçekleri söylerken fikri sözü açıktı
Bu yüzden defalarca hapise girdi çıktı


[511 gösterimler]
MEHMET AKİF ERSOY (FATİH KÜRSÜSÜNDEN)


Fatih Kürsüsünden
Birinci zümreyi teskil eden zavalli avam,
Biraksalar devam edecek tatli uykusuna devam.
[610 gösterimler]
İSTERDİM
İSTERDİM

Bir tualin üstündeki resim olmak,
Renkler arasında başı boş dolaşmak,
Çizgilerle kaynaşmak ve koşmak,
Nefesim yetinceye, gücüm bitinceye dek koşmak, koşmak İSTERDİM


Hande DAĞ
Open in new window
[482 gösterimler]
SEVGİ
Sevgi;
kalbindeki,
ismindeki,
sendeki,
bendeki,
herkesin içindeki en güzel duygudur.
[452 gösterimler]
Osman Doğan (12 makaleler)
Osman Doğan
ABDESTİN SÜNNETLERİ
ABDESTİN SÜNNETLERİ
1- Abdeste başlarken "Euzu ve Besmele" çekmek.
2- Abdeste niyet etmek.
3- Önce bileklere kadar elleri yıkamak.
4- Misvak kullanmak veya dişleri parmakla ovalamak.
5- Ağza ve burna üçer defa su vermek. (mazmaza ve istin şak)
6- Kulakları, boynu mesh etmek.
[438 gösterimler]
ABDESTİN FARZLARI
ABDESTİN FARZLARI
1 - Yüzü Yıkamak
Yüzün bir defa yıkanması farzdır. Yüzün sınırları, saçın bittiği yerden sakal veya çene altına, kulakların köklerine kadar olan bölümdür.
Open in new window
[383 gösterimler]
ABDEST
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİİM
ABDEST

Farsçada su anlamına gelen “ab” ile el anlamına gelen “dest” kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı “vudü” kelimesidir. Güzellik ve temizlik anlamına gelir. Dinimizde abdestin farziyeti Maide suresi 5. ve 6. ayeti ile sabittir.
ABDEST: Kişiyi günahlardan koruyan bir gömlek ve bir rabıtadır Dinimizin her türlü kirlilikten kurtulmak yani maddi ve manevi bütün pislik ve mikroplardan uzak kalmak için emrettiği önemli bir ibadettir. Günlük hayata çevreyle en çok temas eden ellerimiz ayaklarımız ve yüzümüzdür. Vücudumuzun dışa açılan noktaları ise ağzımız, burnumuz ve kulaklarımızdır. Vücudumuzun dışa açılan bu kapıların mikropların barınması ve çoğalması için elverişli yerlerdir. İşte abdest alırken su ile yıkamış olduğumuz bu uzuvlarımız gerçek bir maddi temizlikten dinimizin emri ile ( günde en az 5 defa ) geçmektedir. Bununla birlikte abdestin ikinci bir temizlik boyutu daha vardır ki buda insanın manevi olarak temizlenmesidir. Bu nedenledir ki abdest alan insan kendini manen temiz ve rahat hisseder, bedenen temizliği yaşar. Peygamber efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde ; “Güzelce abdest alıp, sonra iki rekat namaz kılan ve namaza bütün ruhu ve benliği ile yönelen hiç kimse yoktur ki kendisine cennet vacip olmasın” buyurmuştur. ( Kütübü sitte 10. cilt 395. sayfa ). Hz. Osman (r.a) abdest aldı ve dedi ki; Ben Rasulullah ( a.s.v )”ın şu benim abdestim gibi abdest aldığını, sonra da şöyle söylediğini gördüm; “Kim bu şekilde abdest alırsa geçmiş günahları affedilir, namazı ve mescide kadar yürümesi de nafile ibadet olur. ( Kütübi sitte 10. cilt 397. sayfa ).
Open in new window
[369 gösterimler]
ABDEST ALIRKEN YIKANAN UZUVLARDA DUA OKUNMASININ HİKMETLERİ
MEVLÂNA CELALEDDİN-İ RUMİ (K.S) MESNEVİ DE BU HİKMETLERİ ŞÖYLE ANLATIYOR:

“Burnunu yıkayıp, burnuna su çekerken, gani Mevlâ dan cennet kokusu iste !
İste de, bu koku seni cennete çeksin götürsün… Gül kokusu, gül bahçesinin delilidir.
Uzuvları yıkarken;
Yarabbi! Benim elim buraya yetişti burasını yıkadı. Elim, canımı yıkamada gevşek…
Adam olmayanların canları, ihsanınla adam olmuştur. Canlara erişen, senin lütuf ve kerem elindir.
Ben aciz bir kişiyim. Buna kudretim yetişti.
Ey kerem sahibi Mevla’m, arıtmaya kudretim olmayan iç pisliğimi de sen temizle! Rabbim! Ben pislikten derimi yıkadım, arıttım, içimi de sen yıka, arıt…
Open in new window
[469 gösterimler]
ABDEST ADABI
ABDEST ADABI

Abdestin ibadetlerden başka, korkulan an ve mahallerde dahi çok büyük faydaları vardır. Ashàb-ı kiramdan bir zât, evine bir haham uğradığı zaman, hemen ev halkına abdest almalarını emretmiş. Tabii, bu sırada kapıyı da biraz geç açmış. Sebebi sorulunca:

"--Cenâb-ı Hakk'ın Mûsâ AS'a, 'Korktuğun zaman abdest al ve ehline de abdest aldır; o zaman benim ahd ü emânımda olursun!' buyurması sebebiyle, ben de sizin devlet tarafından gönderildiğinizi görünce, içime korku geldi ve derhal abdest alarak Cenâb-ı Hakk'ın himayesine iltica ettim. Senden emin olarak namaz kıldık, sonra kapıyı açtık." demiştir.

Bundan anlaşılıyor ki, eski ümmetlere de abdestli olmak tavsiye edilmiştir.
Open in new window
[420 gösterimler]
Osman Doğan'ın Özgeçmişi
1969 yılı’nda İzmir’de doğdu. İlköğrenimini Konya İhsan Özkaşıkçı İlk Öğretim Okulu’nda tamamladı. Kur’an Eğitimini Fatih Kur’an Kursu’nda, Orta ve Lise eğitimini Konya Merkez İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı ve 1989 yılı’nda mezun oldu. 1990–1994 yılları arası’nda, Suudi Arabistan’ın Riyad şehri’nde, İmam Muhammed Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Enstitüsü’nde okudu. Bu Enstitü’de Arap dili uzmanı hocalardan modern Arapça’nın yanı sıra, Arap Edebiyatı ve Belağatı dersleriyle birlikte, Ulûmiddin dersleri aldı. Suudi Arabistan’da eğitim gördüğü yıllarda Riyad, Mekke ve Medine’de meşhur âlimlerden özel dersler aldı. 1994 yılı’nda bu bölüm’den başarı ile mezun oldu. Körfez savaşı sebebiyle zorunlu olarak Üniversitenin uzun süre tatil edilmesi sebebiyle, Mekke ve Medine’de ikamet ederken, Hac Organizasyonları’nda görev yaptı ve Hüccâc’ın hac farizalarına yardımcı oldu. 1995 yılı’nda ilmini ikmal için Mısır’a hicret etti. 1995 yıl’ında Kahire’de Mısır El-Ezher Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladı. Bu Fakülte’de İslâm Hukuku ile birlikte, Mukayeseli Hukuk ve Ulûmi’d-Din dersleri aldı ve bu Fakülteden’ de mezun oldu...Open in new window
[516 gösterimler]
Gidenlerin Ardından
İnsan hep ayrıldıktan sonra dostun, kardeşliğin kıymetini bilmeye başlar.
[465 gösterimler]
40 HADİSTE İNFAK
[740 gösterimler]
Osman Doğan'ın Özgeçmişi
Ben 1969 yılında İzmir de doğdum. İlköğrenimi mi Konya İhsan Özkaşıkçı İlk Öğretim okulunda tamamladım. Kur’an eğitimimi Fatih Kur’an kursunda tamamladım. Orta ve Lise eğitimi mi Konya merkez İmam Hatip Lisesinde tamamladım ve 1989 yılında mezun oldum. 1990–1994 yılları arasında, Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde, İmam Muhammed Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Enstitüsünde okudum ve 1994 yılında mezun oldum. Suudi Arabistan da eğitim gördüğüm yıllarda Riyad, Mekke ve Medine de meşhur âlimlerden özel dersler aldım. 1995 yılında Mısır El-Ezher Üniversitesi Hukuk Fakültesine başladım ve bu Fakülteden de mezun oldum. Ayrıca Kahire de Amerikan Üniversitesi Şarkiyat Bölümünde, Yüksek Lisans yaptım. “BEYTÜL MÂL” konusunda tez çalışmamı yaptım. Avusturya Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, bir yıl eğitimci olarak ihtisas yaptım.
[487 gösterimler]
İHLAS SURESİ TEFSİRİ

İHLAS SURESİ TEFSİRİ
ADI: Halis tevhidin ortaya konduğu Rabbimizin sıfatlarını en güzel anlatan bir sûreyle karşı karşıyayız. Tevhid sûresi, esas, tefrîd, vilâyet, necat ve mârifet gibi isimlerinin yanında en yaygın ismi ihlâs sûresidir. Tıpkı Fâtiha sûresi gibi sûre içinde ihlâs kelimesi geçmediği halde muhtevasından ötürü sûreye bu isim verilmiştir.
[890 gösterimler]
FELAK VE NAS SURESİ TEFSİRİ
FELAK VE NAS SURESİ TEFSİRİ

Adı: Kitabımıza birbirinden müstakil iki ayrı sûre gibi yerleştirilmiş olmakla birlikte gerek geliş zamanları ve gerekse muhtevalarının aynı olması münâsebetiyle bu iki sûreye “Muavezeteyn” yâni kendileriyle Allah’a sığınılan sûreler, sığınma sûreleri ismi verilmiştir. Felak sûresinde, büyü ve hasetten doğabilecek kötülüklerden dolayı bir sığınmadan bahsedilmektedir. Nas suresinde ise, insanın kalbine vesvese verenlerin şerrinden korunmak için bir sığınma söz konusudur.
Bu surelere aynı zamanda koruyucu sureler adı da verilir. Efendimiz bu sureyi kastederek :
“Bu sureler ümmetime Musa’nın asası niteliğinde verilmiş ilahi nimetlerdir.” Buyurmuştur.
[1177 gösterimler]
“Osman Yerdeki Melâikedendi”
Allah’ın sevgili kulları vardır. Huzura erken çağrılan. Hasretine dayanılamayan. Hz. Fatıma r.a.’yı İnsanlığın Efendisi’nin hemen ardından Rabbine yolculuğa sevkeden sebep neydi? Maddi bir yokluk değildi bu sebep sadece. Çünkü o zaten cesedinin ve ruhunun babası ile her nefes beraberdi. Hani “kalbi dayanamadı” denir ya; işte öyle kalbi onun manevi trafosundan lebaleb dolmamaya dayanamadı. Bir misal de Hz.Hanzala r.a. Neydi onu sıcak yatağından sonsuzluğun kollarına koşturan?... Çağırıldıkları besbelli. Hasrete dayanamayan sade yerdekiler değil; gök ehli de sabırsızdır. Böyle yazıyor kitaplarda “Çağrılanlar”ın destanları anlatılırken…
[469 gösterimler]
Sorular Ve Cevaplar (5 makaleler)
Sorular Ve Cevaplar
Nureddin Yıldız Hocamızın Yeni Dünya Dergisine Vermiş Olduğu Röportaj

Sizce düğünlerimiz nasıl olmamalı? günümüzde müslümanların yaptığı düğünleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Düğünün asıl amacı ilam/duyurmaktır. Bir düğün ne kadar çok duyurulursa o kadar şer’î maksada bağlı kalınmış olur. Bu zaviyeden bakıldığında mesela basın yoluyla reklam edilerek yapılan bir duyuru daha müessir oluyorsa onun için şeriata daha uygun dememiz mümkündür. Sünnet esas alınarak yapılacak bir düğünde etli bir yemek ikramı da önemli bir husustur. Davete gelenlere yemek ikram edilmeli ve bu yemek etli olmalıdır. Ancak düğünün şartlarından değil faziletlerinden biridir böyle bir yemek.
[613 gösterimler]
Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a)’nin asıl adı nedir?
Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a)’nin asıl adı nedir?
Ebû Eyyûb el-Ensârî (r.a) asıl adı Halid bin Zeydtir.
[514 gösterimler]
İlk Cuma namazı nerede kılındı ve ilk hutbe nerede kim tarafından okundu?
İlk Cuma namazı nerede kılındı ve ilk hutbe nerede kim tarafından okundu?
İlk Cuma namazı, Medine’ye hicret esnasında, Medine yakınlarında Ranûna mevkiinde kılındı. İlk hutbe aynı yerde Peygamber Efendimiz (a.s) tarafından okundu.
[2160 gösterimler]
Ensâr’dan ilk Müslüman olanlar kimlerdir?
Ensâr’dan ilk Müslüman olanlar kimlerdir?
Ensâr’dan ilk Müslüman olanlar; 1-Esad bin Zürâre (r.a). 2-Râfi bin Mâlik (r.a). 3-Avf bin Hâris (r.a). 4-Kutbe bin Âmir (r.a). 5-Hâris bin Abdullah (r.a).
[582 gösterimler]
İslâm da ilk inşa edilen mescit hangisidir?
İslâm da ilk inşa edilen mescit hangisidir?
İslâm da ilk inşa edilen mescit, Kubâ Mescidi’dir.

Osman Doğan
[1559 gösterimler]
Tefsir Usulu (2 makaleler)
Muhammed Salih El-Useymin
Muhammed Nasıruddin El-Elbani
Tefsir Usulü Kaynakları
Vahye mazhar olan ve arapça olarak inen Kur’an ayetlerini tebliğ eden Rasulullah ile ashabı arasında ayetleri anlama konusunda ciddi bir problem yoktu. Zaman zaman sahabenin anlamakta güçlük çektiği ayetlerin tefsiri de Rasulullah tarafından[1] doğrudan veya başka bir ayetle yapıldığı için bu dönemde Kur’an ilimleri (Tefsir Usûlü) ile ilgili te’lif çalışmalarına ihtiyaç duyulmamıştır.[2]
[1033 gösterimler]
TEFSİR USÛLÜNE GİRİŞ
TEFSİR USÛLÜNE GİRİŞ


Muhammed Salih el-Useymîn



Çeviren

M.Beşir Eryarsoy

[414 gösterimler]
Diğer Makaleler (7 makaleler)
Diğer Makaleler
Tasavvuf ve Tarikat
Tasavvuf ve tarikat İslam'ı Kur'ana, Sünnete ve Şeriata göre aslına uygun şekilde dosdoğru yaşamak demektir.

Allah'ı zikr etmek demektir ki, bu farzdır.

Başta beş vakit namaz olmak üzere ibadetleri dosdoğru bir şekilde eOpen in new window
da etmektir. Bu da farzdır.
[74 gösterimler]
ölüm=promosyon uçak bileti
Ailemin yanımıza gelmesi için promosyon uçak bileti alırken, görevli; "beyefendi yalnız bilmelisiniz ki bu bileti aldıktan sonra iptal ettiremiyorsunuz" diye uyardı.
[530 gösterimler]
tevbe ayeti kerimesinden 17.18.19 düşündükmü hiç
17. Allah'a ortak koşanlar, kendi kâfirliklerine bizzat kendileri şahitlik ederken, Allah'ın mescitlerini imar etmeye layık değildirler. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır.
18. Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.
19. (Ey müşrikler!) Siz hacılara su vermeyi ve Mescidi- Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz? Hâlbuki onlar Allah katında eşit değillerdir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
Bu âyete göre dindarlık, bir takım şeklî merasimlerden önce bir iman, tasdik ve Allah rızası için gayret demektir.
Bu şartlar tahakkuk ettikten sonradır ki hacılara su vermek, Mescid-i Haram’ı onarmak ve bakımını sağlamak gibi hizmetler Allah nezdinde bir kıymet ifade eder.

NOT: Şimdi bu ayeti kerimeleri iyice düşünür ve bize göre yani günümüze göre
bakarsak, Allah Muhafaza bir çoğumuzun o zaman ki müşriklerden bir farkımız yok.şimdi buda nerden çıktı diyeceksiniz bir bakalım: Allah Resulü Efendimiz günde yüzlerce kez tövbe ederken, namaz kılarken diğer ibadetleri yerine getirirken,İslam uğruna din uğruna ALLAH TEALA nın rızası için çalışırken,Ashabın kiram efendilerimiz Allah Teala dan gelen emirleri harfiyen yerine getirirken, bizler sadece LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULALLAH diyoruz ve bu en güzel kelimeyle yetiniyoruz, peki o zaman efendiler efendisi ve ashabı kiram efendilerimiz en güzel kelimeyi söyleyerek hiçbir ibadeti terk etmediler harfiyen Allah dan gelen emirleri ve Efendimizin sünnetlerini yerine getirdiler,biz onlarda çok mu iyi biliyoruz çok mu hakkın rızası için çalışıyoruz ki ;abdestsiz,namazsız,oruçsuz,zekatsız yani ibadet olmadan sadece en güzel kelimeyi söyleyerek kurtulacağımı mızı sanıyoruz öyle olmuş olsaydı; o insanlık tarihinin en şerefli insanları LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULALLAH kelimesini söyler başka hiçbir ibadetle uğraşmazlardı, Yoksa bizler imandan sonra en önemli olgunun olmazsa olmazın vazgeçilmezin Allah Tealanın emirlerini yasaklarını harfiyen yerine getirmemenin sonucu çok mu iyi biliyoruz ki ibadetleri yapmadan Allah rızasının kazanılacağını, sanarak din adına Allah ve Resulü adına çeşitli faaliyetlerde bulunuyoruz, öyle olmuş olsaydı keşke diyemiyorum çünkü; bir çoğumuz yanlış yoldayız ve yanlışımız bizlere bilenler tarafından söylendiğinde kendimize göre yanlış doğrularımız yüzünden ukalalık yapıyor ileri geri konuşarak ahkam kesiyoruz. İmandan sonra İbadetlerimizi yerine getirmez isek bizim o zaman ki müşriklerden ne farkımız kalır. Neye göre Allah Rızasını Kazanacagız bir düşünelim ve doğru olanı doğruyu KUR ANI MÜBİN den ALLAH TEÂLÂ nın RESULUNÜN SÜNNETİ SENİYYELERİNDEN ve O kutsal yolun öncülerinden varislerinden öğrenelim ve harfiyen uygulamaya ALLAH TEÂLÂ nın Rıza i İlahisi için çalışalım İnşallah…
[444 gösterimler]
SON HAFTA

Open in new window

Hâkim, karar dedi ve her kes ayağa kalktı. Yüreğim ağzımda hâkimi, dinliyordum. Hayatım, karımın ve çocuklarımın geleceği bu adamın iki dudağı arasındaydı. Gereği düşünüldü diye devam etti.
[466 gösterimler]
HZ Peygamberin Eğitimciliğini Güncellemek (Diyanet)

Hz. Peygamber'in eğitim(ciliğ)ini güncellemek
Tarih: 12.04.2010

Bilindiği gibi Başkanlığımız, indirilişinin bindörtyüzüncü yılı münasebetiyle 2010 yılını “Kur’an Yılı” ilan etti. Bu vesileyle insanımızın, Kur’an’la ilgisini daha da yoğunlaştırıp geliştirmesi, onu anlama yolunda daha fazla mesafe alması umulmaktadır. Kur’an denilince de hemen Hz. Peygamber (s.a.s.)’i hatırlamamak mümkün değildir.
Kur’an Hz. Peygambersiz düşünülebilir mi?
[405 gösterimler]
BİR KUTSAL KİTAP NASIL TAHRİF EDİLİR


Bir Kutsal Kitap Nasıl Tahrif Edilir?
- Fatih OKUMUŞ

Kutsal Kitab’ı tahrifin birçok yöntemi olmakla birlikte, ilk aklımıza gelen ve en popüler olanlarını sıralamak istiyoruz:
[466 gösterimler]
Hz MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v) PEYGAMBERLİĞİ
Peygamber Olarak Hz. Muhammed (S.A.V)

Hz. Peygamberin, bir insan olduğunu vurgulayan ayetlerde altı çizildiği gibi, O'nun diğer insanlardan en önemli farkı kendisine vahyedilmesidir.
[440 gösterimler]
Hande Dağ (20 makaleler)
Hande Dağ
bana yavrumu geri ver
[434 gösterimler]
BIYIK
Open in new window

Bıyık deyince aklınıza pala bıyıklı birinden bahsedeceğimi sandıysanız yanıldınız. Şunu bilmenizi isterim burada hikâyesini anlatacağımız kişi bir bayan. Bıyık; tekir cinsi adından da anlaşılacağı gibi uzun bıyıkları olan, gri renkli, çok sevimli bir dişi sokak kedisiydi.
[338 gösterimler]
kumar
Sinan Beyle Işık Hanım güneşli bir bahar günü evlenmişlerdi.
[512 gösterimler]
SEN ÖLDÜN
SEN ÖLDÜN
Adamın biri morgta çalışıyormuş. Morgun kapağını açtığında
[535 gösterimler]
merkezler
Benim çocukluğum da böyle merkezler yoktu. Biz fizyoterapi için Ankara ya gitmek zorun da kalırdık. Şimdi Konya bu konu da bir cennet halini aldı
[496 gösterimler]
meçhul
[558 gösterimler]
ben böyleyim
[558 gösterimler]
istanbul
[436 gösterimler]
VAR SAYILAN ÜÇÜNCÜ GÖZ
VARSAYILAN ÜÇÜNCÜ GÖZ

Bedriye Hanım kısa boylu ince yapılı esmer etrafa felfecir okuyan gözlerle bakan bir kadındı. 6’cı hissinin çok kuvvetli olduğunu bazı şeyleri hissettiğini yaymış ve insanların geleceği merak etme huylarından yararlanarak para kazanmaya başlamış zamanla bu yalana kendisi de inanmıştı. Gece istihareye yatıyor sabah kalkınca kimin için rüya ya yatıysa o kişi ye yorum yaparak söylüyor ve karşılığını da alıyordu.
[793 gösterimler]
ÖZLEM
Monteyn sevdiklerime kendimi özletmek için onlardan uzaklaşırım. Çünkü sevmek özlemektir der. Belki biraz bencilce ama gerçek seven adam sevdiklerini özler o kişi kuzey kutuplar da yâda güney Afrika da fizan da bile olsa onun yanın da olmak ister. Onsuz duramaz
[708 gösterimler]
GRİ

GRİ

Âlem pembeleri kırmızıları sarıları severken
Ben kendimi gri de buluyorum
Ne siyah ne beyaz arada kalmış bir renk
Tıpkı benim gibi ne iyi ne kötü
İki arada bir dere de kalanların
Ne çok mutlu nede çok mutsuz olanların
Kısacası hayatın rengidir gri
[446 gösterimler]
UZUN MUSTAFA VE AİLESİ
UZUN MUSTAFA
Konya”nın hadim köyünde uzun Mustafa adında şahsı muhterem yaşarmış. İri yapılı boyu iki metre”nin üzerinde bir adam olduğundan adına uzun Mustafa derlermiş. Öyle ki Bir treni tepesinden bakınca karşıdan geleni görürmüş. Ama biraz safça bir adamış. Oğlu sabret tini bir gün bir dere kıyısından bir fırlatmış çocuk kendisini karşı kıyı da bulur muş.
[476 gösterimler]
kanallar çıldırmış olmalı
Open in new window
Kanallar kafayı aşkla mı bozdu
Son günlerde tv de bir aşk furyasıdır gidiyor. evlilik programları aşk doktorları almış başını yürümüş sanki aşk kanser ülser gibi bir hastalıkmış da bizim haberimiz yokmuş gibi eğer öyle olsaydı bunun kemo terapisi radyo terapisi falan olurdu.
[1063 gösterimler]
GERÇEK
[415 gösterimler]
SPOR
[460 gösterimler]
MERHAMET NEDİR.
MERHAMET Open in new window

Merhamet insanı insan yapan çok güçlü bir duygudur. Bir başkasının düşmüş olduğu duruma üzülmesi o kişinin ne kadar insan olduğunun bir göstergesidir ama merhamet duyulan kişi için aynı şeyleri söylemek pek mümkün değildir
[1864 gösterimler]
BEBEĞİM
Nermin Hanım 39 40 yaşlarında sarı saçları omuzlarına dökülen hilale benzeyen kaş yapısıyuvarlak yeşil düzgün burnu ince dudakları yuvarlak yüz çehresi bayaz bir teni olan orta boylu balıketin de bir bayandı.
[505 gösterimler]
HAYAT NEDİR ?
Hayatın anlamı hakkında pek çok yazı ve görüş okudum. Kimine göre hayat yiyip içip gezmek. Kimine göre çalışmak ki önceden bende bu görüşe katılıyordum, ama şimdi katılmıyorum. Çünkü insanın kimseye bir yararı olmadıktan sonra ne anlamı var!
[519 gösterimler]
ŞAZİYE HANIM
Şaziye Hanım lenfoma hastası, son günlerini geçirmek üzere kızının yanına gelen, çok sevimli, nur yüzlü, sürekli beyazlar giyen, başında beyaz tülbenti olan çok tonton bir ihtiyar hanımdı. Open in new window
[548 gösterimler]
MEKTUP
Open in new window


O zamanlar daha ilköğretim 6. sınıf öğrencisi idim. Ayni yıl, bebekliğimden beri kendisine aşık olduğum tek insanı, yani babamı kaybetmiştim. O’nu bir iş kazası bizden ilelebet alıp götürmüştü. Ve bir gece aylar önce kaybettiğim sevgili babamı rüyamda gördüm.
‘’Özlem, neden bana mektup yazmıyorsun’’ diye sitem ediyordu
[1302 gösterimler]
Hande Dağ (0 makaleler)
Hande Dağ
HUZUR WEB SİTESİ İÇERİKLERİ (2 makaleler)
KAbe-i Şerif Canlı Yayın
[5411 gösterimler]
Medine-i Münevvere - Canlı Yayın
[2052 gösterimler]
Osman Doğan'ın Kaleminden Sorularla İslam (11 makaleler)
MÜRŞİDİ OLMAYANIN MÜRŞİDİ ŞEYTAN MI ?
RaYiHaN bildirdi: "Tasavvuf ve manevi terbiyeden kaçanlar, meşhur bir sözle uyarılırlar: “Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.” Büyük veli Beyazid-i Bistamî (K.S.)’ye ait bu söz, doğrusu hassas bir konuya işaret ediyor. Öyle ya; eğer bu ifade dinî bir delile dayanıyorsa, gerçek bir mürşidin talebesi olmayan herkesin durumu yeniden gözden geçirilmeye muhtaç....
[89 gösterimler]
Olgun müslüman olmanın alameti nelerdir ?
Kendin için istediğin hayrı, bütün insanlar için isteki, veya kendi nefsin için istemediğini bütün insanlık için isteme ki, kâmil mümin olasın.
[96 gösterimler]
Olgun (kâmil) imanın alameti nelerdir ?
Bir kimse sevgisini ve nefretini, vermesini yada yasaklamasını sadece Allah (c.c) ın rızası için yaparsa bu kimse kâmil imana ermiş olur.
[96 gösterimler]
İmanı tamamlayan unsurlar nelerdir ?
Bir kulda beş özellik bulunmadıkça imanını tamamlamış olmaz.
a.) Allah'a (c.c) tevekkül.
b.) İşleri Allah'a (c.c) havale etme.
c.) Allah'ın (c.c) emirine teslimiyet.
d.) Allah'ın (c.c) kazasına rıza (Allah'tan gelene razı olmak)
e.) Allah'ın (c.c) imtihanına sabır.
[93 gösterimler]
Adem (a.s) ın yeryüzüne inmesinin hikmetleri nelerdir ?
Adem (a.s), yeryüzüne inmeseydi cihat edenlerin cihadı ve ibadet edenlerin ibadeti meydana gelmezdi. Tövbe edenlerin nefesleri göklere çıkmaz ve günahların göz yaşı heryöne dökülmezdi. Hep bunlar sevgi nesneleridir.
Allahu Teala Adem a.s)’ın günahını cennette affetseydi yalnız bir günahkarın suçunu affetmekle lütfu keremi ne mertebede olduğu anlaşılmazdı. Ama dünyaya getirip neslinden nice yüzbin günahkarı af ve mağfiret etmekle lütfu kereminin ne derece olduğu bilinmiş olur.
Hz. Adem (a.s)’ın belindeki nesli çıkması gerekirdi. Ama cennet ise çocuk meydana getircek yer değildir. Ayrıca neslinden cennete layık olmayan kimseler olup, onlarında cennetten dışarıda kalmaları gerekirdi. Onun için dünyaya gönderildi ve nice anlaşılmayacak hikmetleri vardır.
[90 gösterimler]
İlk olarak yalan yere yemin etmek kimden kalmıştır ?
İblis, Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva'ya ''yemin ederim ki muradım sizlere nasihattır'' dedi. Evvela yalan yere yemin etmek İblis'ten kalmıştır.
[95 gösterimler]
İlk defa feryat ile ağlamak kimden kalmıştır ?
İblis cennet kapısına gelip hile ile içeri girip feryat ederek Adem (a.s) ile Havva annemizin karşılarına geldi. İlk defa feryat ile ağlamak iblis'ten kalmıştır.
[100 gösterimler]
Alemde ilk defa kim haset etmiştir ?
İblis, Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva'ya haset etti. Alemde haset ilk defa iblis'de meydana gelmiştir.
[108 gösterimler]
Hz. Havva neyden yaratılmıştır ?
Allahu Teala, Hz. Adem'in (a.s) sol eğesinden Hz. Havva'yı yaratmıştır.
[82 gösterimler]
Melekler Hz. Adem'e (A.S) ne tür bir secde ettiler ?
Hz. Adem’e (A.S) meleklerin tümü ibadet secdesi değil, büyükleme ve selam secdesi ettiler.
[84 gösterimler]
Cennet, cehennem, melek, gök, yer, güneş, ay, insanlar ve cinler yaratılmadan önce yaratılan nedir ?
Cabil bin abdillah el-ensari peygamberimize: “ya Rasulallah; Allahu Teala hazretlerinin bütün eşyadan evvel yarattığı nesne nedir ? “ dedi;
Buyurdularki : “ ya Cabil; Allahu Teala hazretleri bütün eşyadan önce senin peygamberinin nurunu kendi nurundan yarattı.”
[83 gösterimler]
Hacc (10 makaleler)
Ahmet Özkan Meram Müftüsü Open in new window
DUÂ...
Ya Rabbi! Bize bu dünyada da, Âhirette de iyilik ver. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah (c.c.) bizi cehennem ateşinin azabından koru. Allah’ım ben nefsime karşı büyük bir haksızlık yaptım. Bu haksızlıkları (zulümleri) senden başka hiçbir kimse bağışlayamaz. Katından bir af ile beni affeyle ve bana rahmet eyle. Şüphesiz ki sen Gafur ve Rahimsin.
Ya Rabbi bütün işlerimi iki dünyada düzene sokacak iki cihanda bana saadet verecek bir mağfiretle beni affeyle. Hiç bir zaman bozamayacağım nasûh tövbesi bana lutfeyle. Hiçbir zaman sapmayacağım bir istikâmet nasip eyle ve istikâmetten ayırma.
Ya Rabbi günahın zilletinden, tâatin izzet ve şerefine beni taşı. Helalin ile doyur, haramdan uzak tut. Tâatinle meşgul et, günaha kaydırma, fazl-u kereminle doyur ve baş-kasına muhtaç etme.
Allah’ım kalbimi ve kabrimi nurlu kıl, sana ortak koşmaktan beni koru, bütün hayırları bana nasip eyle. Dini-mi, emanetlerimi, kalbimi, bedenimi ve ölürken son nefesimi (durumumu), bütün sevdiklerime ve bütün Müslümanlara verdiğin her nimeti sana emanet ediyorum, sen hıfz eyle. ÂMİN
[163 gösterimler]
TEMENNİ DUA VE HARAMEYN’DE DUA
Yol bakımından gidebilenlerin o evi haccetmesi, Al-lah (c.c.)’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır buyuran Allah (c.c.)’a hamd-ü senalar, kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir müjdesini veren Hz. Muhammed (s.a.v.)’e Kur’an-ı, sünnet-i ve mukaddes emaneti gönüllerinde, dillerinde ve omuzlarında taşıyarak bize kadar ulaştıran, kendilerine hac ibadeti farz olunca, imkân dâhilinde geciktirmeden hacceden âline ve ashabına salât ve selamlar olsun.
(Daha henüz hacca gitmemiş) hacı adayı kardeşlerim; Hz. İbrahim’in davetine icabet etmek, hem mali hem bedeni bir ibadet olan ve mahşerin adeta küçük bir provası olan hac farizasını ifa etmek için ve mukaddes mekânları görmek için yola çıkmak üzere hazırlığınızı tamamlayıp bekliyorsunuz. Yakından ve uzaktan sizi uğurlamak için gelenler Kâbe-i Muazzama da ve Ravza-i Mutahhara da, Arafat’ta ve diğer mübarek makamlarda sizden dua talep etmek ve aynı za-manda sizlere de dua etmek için burada bekliyorlar. Onları dualarınıza ortak edin.
Değerli kardeşlerim; Kendinize ve aile efradınıza, çoluk çocuğunuza, akraba ve taallûkatınıza, çevrenizdekilere ve bütün Müslümanlara, İslâm âlemine, mazlum, mağdur ve çaresiz kimselere dua edin. Cennet vatan Türkiye’mize, ezanların hiçbir zaman susmaması, şanlı bayrağımızın daima dalgalanması ve ülkemizin görünür görünmez kazalardan ve belalardan muhafazası için dua ediniz.
Kâbe-i Muazzama’nın değerli yolcuları; mümkünse Kâbe-i Muazzama’ya ve Ravza-i Mutahhara’ya ruhunuzu şimdiden gönderin. Gönderin ki, o mübarek yerlere sizden önce gidip orada size vekâlet etsin. Sonra bedenimiz de ora-ya varınca Ruh-beden her ikisi gerekeni yapsınlar. Her işiniz bitip memleketinize döneceğiniz zaman, oralardan ayrılmak istemiyormuşçasına ruhunuz bir müddet, imkân dâhilinde orada, oralarda dolaşsın ve hazzını keyfini yaşasın.
Değerli kardeşlerim; eğer mümkünse şimdiden ölün-ceye kadar, değilse, şimdiden dönünceye kadar bu da müm-kün değilse, ihrâmı giydiğiniz andan ihrâmı çıkarıncaya kadar İslâm’ı ölçülerden, Kur’an ve Sünnet çizgisinden ay-rılmayınız ve sapmayınız. Dininize, dilinize, gözünüze ve diğer organlarınıza sahip olunuz. Makbûl ve mebrûr bir hac-cın birinci ölçüsü, kitabın başında da söylediğimiz gibi bu-dur. Hac dönüşü yaşantımız daha iyi, daha verimli olursa buda ikinci ölçüdür.
Zamanınızı çok ama çok iyi değerlendirin. Günah yükünden ve ma’siyet hastalığından kurtulmuş ve şifa bul-muş, Allah (c.c.)’ın affına ve mağfiretine nâil olmuş olarak sıhhat ve afiyet içinde vatanınıza, yurdunuza ve evinize dönmeyi Allah (c.c.) şimdiden müyesser ve nasip eylesin.
Allah (c.c.) şimdiden haccınızı mebrûr, gayretinizi meşkûr, günahlarınızı mağfur, amellerinizi sâlih, her iki dünya için yapacağınız ticaret ve alışverişi zarara ve ziyana uğramayan kârlı ve kazançlı bir ticaret ve alışveriş eylesin. Sizi de bizi de ve Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in her bir ferdini zarardan, ziyandan ve hüsrandan Allah (c.c.)’ın aza-bından, gazabından, narından emin eylesin, hıfz eylesin. ÂMİN
[154 gösterimler]
İNSANIN SAADETİ İÇİN
Allah (c.c.) insanoğlunu yarattı ve onu başıboş bı-rakmadı. Hayatın zorlukları, meşakkatleri ve bazen kasıp kavuran kasırgaları arasında yara almadan yaşayabilmesi, mesut bir şekilde hayatını sürdürmesi, belki de en az zararla bu ortamdan sıyrılması için ona akıl verdi. İnsanoğlunun aklına güç ve kuvvet kazandıran Peygamberler ve hidayeti bulacak imkânlar bahşetti. Ona bahşettiği bu imkânlarla yalnız dünya hayatı değil, Âhiret hayatını da kazanacaktır, mamur edecektir. İki cihan saadetine ulaşmak isteyen insan, elbette bu yolda bazen bedel ödeyecek, zorluklar, meşakkat-ler ve engeller ile karşılaşacaktır.
“Cennetin etrafı, insanın nefsine zor gelen şeylerle kuşatılmıştır” hadisi bunu gösteriyor. İnsanoğlu tüm bu zor-lukları ve engelleri Allah (c.c.)’ın yardımı ve sabır ile aşa-caktır. Akıl gibi bir nimete sahip olan insan, sabreden, baş-kasına sabrı tavsiye eden ve başkasının sabır tavsiyesine kulak verip, buna icabet edendir. Sabır, başı koruyan miğfer, vücudu koruyan zırh ve her türlü saldırıya karşı kullanılan çok etkili bir savunmadır, kalkandır. İnsanı bekleyen ve sa-bırla ancak aşılacak olan bütün bu zorluklar, insanın terakkisi ve yücelmesi, kötü huylardan ve mezmum sıfatlardan arınması içindir.
Allah (c.c.), bunun için kitaplar indirmiş ve Peygam-berler göndermiştir. İnsanoğlu vahyin ışığı altında, Peygam-berlerin rehberliğinde ve izinde ibadetlerini yaparken ve kulluk görevini sürdürürken, bazı şeylerden arınıp kurtula-cak, bazı şeylerle buluşup onlarla kendini süsleyecektir. Mesela; hacca giderken daha önce giydiği dikişli, süslü, güzel, kaliteli ve belki de çok kıymetli elbisesini çıkarıyor, dikişsiz ve kefene benzeyen, Ridâ ve İzhar denilen iki beyaz bez parçası giyiyor. Başı açık bir vaziyette kalabalıkların arasına karışıyor, güneşin sıcağı altında veya soğuk bir ha-vada her şeyini geride bırakmış çoluk çocuk, mal, mülk, ev, park, makam, mevki, sılayı ve vatanı geride bırakmış bir miktar mal infak etmiştir. Helal olan şeylerin bazısına yak-laşmıyor, çünkü ihrâmı giymekle bazı şeyler ona yasak ve haram olmuştur. Koku kullanmıyor, saçını tıraş etmiyor, tırnaklarını kesemiyor, kadınlara yaklaşamıyor.
Aynı insan bu sefer Allah (c.c.)’a yönelecek, yüce yaratıcıya dönecek, evini tavaf edecek, kapısının eşiğine yüz sürecek, yalvaracak ve dua edecektir. Sonuçta mebrûr bir hac yapacak, Allah (c.c.)’ın rızasını, sevgisini kazanacaktır. Artık Allah (c.c.)’a kavuşmayı seviyor, belki nefsi dünyanın yanlış ve caiz olmayan kısmından soğuyor olacaktır. Hak yiyen, hukuk zayi eden değil, herkesin ve her şeyin hakkını veren bir insan olacaktır.
[167 gösterimler]
HAC YOLCULUĞUNA ÇIKAN KİMSENİN SEVABI
Haccetmek ve umre yapmak arzusu, aşk ve şevki ile yola çıkan bir Müslüman, yolun sonuna varmazsa da, hac ve umre yapmadan yolda ölse, gayesine, hedefine ve muradına ulaşmış sayılır. Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor; Kim hac ve umre yapmak niyetiyle evinden çıkar (yola koyulursa Kâbe’ye varmadan ölürse kıyamet gününe kadar Allah (c.c.) ona, her yıl için, hac için çıktıysa bir hac, umre için çıktıysa, bir umre sevabı yazar ve böyle bir yolculuğa çıkan bir müslümanın, bu yolda harcayacağı nafaka, Allah yolunda harcanan mal mesabesindedir. Her bir dirhemi de yedi yüz kat kabul edilir.
Bazı mezheplere göre farz, diğer bazı mezheplere göre sünnet-i müekkede olan umre de kişinin, Allah (c.c.) ile arasında bozulan alaka ve irtibatın yeniden tamiri ve ona-rılması manasına da gelir. Kâbe-i muazzamayı, haccetmek niyeti ile kast eden ve evinden çıkan bir Müslüman, aile efradından ayrılıp üç gün üç gece yol alınca, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olur. Diğer günlerde kazanacağı sevaplar, onun makamının yükselmesi için dereceler mesa-besinde olur. İster müstakil, ister hac ile beraber yapılsın. Umre içinde aynı durum mevzu bahistir. Bu konuda yine, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Hac, kendisinden önceki günahları silip süpürür.” (Hadis)
“Allah (c.c.), hacılara ve hacıların kendileri için af diledikleri kimselere mağfiret eder.”(Hadis) Bu mukaddes ve mübarek ibadeti ifâ etmek için niyet eden bir müslümanın harcayacağı nafaka helal olmalıdır. Bu mümkün değilse, ihrâmı giydiği andan ihrâmı çıkarıncaya kadar harcayacağı kısmın helal olmasına dikkat etmelidir. Bu da zor ise, Arefe günü yiyeceği, içeceği ve harcayacağı miktar helal mal olsun. Eğer bütün bunlar da mümkün olamıyorsa, Allah (c.c.)’tan korkmalı, kalbi titremeli ve Allah (c.c.)’tan ürpermelidir. O zaman belki Allah (c.c.) bu korkudan dolayı rahmeti ve na-zarı ile ona rahmet eder.
[158 gösterimler]
YOLCULUĞA ÇIKMADAN ÖNCE VEDALAŞMAK
Hacca veya umreye veyahut ta herhangi bir yolculuğa (özellikle uzun yolculuğa) çıkacak olan bir kimse, yolculuğa çıkmadan önce aile efradı, akrabaları ve kendileriyle arasında kırgınlık, dargınlık bulunan kimseler ile vedalaşıp helallik dilemeli, onlara dua edip onların duasını ve kendisine varsa haklarını helal etmelerini talep etmelidir. Hak ve hukuk noktasında vasiyetine dâhil etmediği konularda verilmesi gereken bir şey varsa imkân dâhilinde verilmeli, verilemi-yorsa verecek olanlara tenbih etmelidir. Kırgınlık ve dargınlığı ortadan kaldırmalı, mümkün olduğu kadar huzurlu bir kalp ile geride herkesin rızasını duasını ve müsamahasını elde etmiş olarak helal nafaka ile yola çıkmalıdır.
Böyle bir şekilde mesela hac yolculuğuna çıkmış olan bir kimsenin yapacağı hac, umre, tavaf, ibadet, zikir vs. huzurlu, bereketli ve semereli olur. Böyle değil de, içinde kırgınlık ve dargınlık olduğu halde yola çıkan, buruk çıkar, boynu bükük ve üzgün bir şekilde yaptığının lezzetini ve tadını alamaz.
Vedalaşma kapsamında kişi evden çıkarken; Allah (c.c.)’ın adıyla başlarım, Allah (c.c.)’a tevekkül ettim. Güç ve kuvvet ancak Allah (c.c.)’ındır diye dua eder ve Al-lah’ım sapıklığa düşmekten veya düşürülmekten, ayağımın kaymasından veya kaydırılmasından, zulmetmekten veya zulme uğramaktan, cehalete düşmekten veya cahil bırakıl-maktan sana sığınırım der.
Yolculuğa çıkarken, Allah en büyüktür, Allah en bü-yüktür, Allah en büyüktür, bunu bizim hizmetimize veren Allah (c.c.)’ı, bütün noksanlıklardan tenzih ederiz. Yoksa biz buna güç yetiremezdik, şüphesiz ki biz Rabbimize döne-ceğiz. Allah’ım senden bu yolculuğumuzda, iyilik ve takva, razı olacağın amel dileriz. Allah’ım bu yolculuğumuzu bize kolaylaştır ve onun uzaklığını bize yakın kıl. Allah’ım sen, yolculukta dost ve ailemiz için vekilsin. Allah’ım yolculuğun meşakkatinden, yolculukta üzücü manzara görmekten, ai-lemde ve malımda kötü değişiklikler ile karşılaşmaktan sana sığınırım. Yolculuktan dönünce de şunu söyler; Biz, (yolcu-luktan ) vatanımıza selamet içerisinde dönenler, tevbe eden-ler, ibadet edenler Rabbimize hamd ederiz.
Yolcu, geride kalanlar için şöyle dua eder; Allah (c.c.)’ın adıyla sizi kendisine bırakılan emanetler kaybol-mayan Allah (c.c.)’a emanet ederim geride kalanlar, yolcu için şöyle dua eder; dinini, emânetini ve işlerini, âkıbetini Allah ’a emanet ederiz.
Allah seni takva ile rızıklandırsın, günahını bağışlasın ve nerede olursan ol, senin için hayırlı olanı kolaylaştırsın.
Yola giden yolcunun, arkasından ezan da okunur. Kısacası hac ve umre gibi çok önemli bir yolculuğa çıkan kişi, her yolcudan daha çok dikkat etmeli ve her olumsuz-luktan kaçınmalı ve uzak durmalıdır.
[147 gösterimler]
YOLCULUĞA ÇIKMADAN ÖNCE VASİYET
Hac için yolculuğa çıkmadan önce vasiyet yazılma-lıdır. Vasiyet, vacip, müstehab, mubah veya tahrimen mek-ruh gibi kısımlara ayrılır. Eğer bir insanın yanında başkalarına ait emanetler varsa veya başkalarına borcu varsa ödemesi gereken zekât, keffaret, oruç fidyesi, namaz fidyesi varsa bunların yerli yerine ve sahiplerine verilmesi ödenmesi için vasiyet vaciptir. Bunun dışında hayır cihetlerine ve muhtaç-lara vasiyet müstehaptır. Yakın veya uzak zenginlere vasiyet mubah ve caizdir. Fısk ile uğraşan, ma’siyet ile iştigal eden-lere veya ammenin zararına olan ve ahlak dışı işleri teşvik ve terğib eden cihetlere vasiyet tahrimen mekruh bazen de haramdır.
Vasiyetin rükünleri, şartları ve diğer hususiyetleri fı-kıh kitaplarından öğrenilebilir. Burada Hac veya Umre gibi bir yolculuğa çıkmadan önce yazılması son derece önemli olan bir vasiyetin sahibine neler kazandıracağı ve onu rahat-latacağı, Hac ve Umrelerine müspet manada yansıyacağını bilmek gerekir. Mesela şöyle bir vasiyet yazılabilir; “Bu filan oğlu falanın vasiyetidir. Allah’tan başka ilah olmadığına, Allah (c.c.)’ın tek ve eşsiz olduğuna, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Allah (c.c.)’ın kulu ve Resulü olduğuna, kıyametin hak olduğuna ve geleceğine, vuku bulacağına, kabirde bulunanların bir gün dirileceklerine tepeden tırnağa inanıyor ve iman ediyorum.” Benim borçlarım aşağıdaki listeye uygun olarak Tarihi, Borç sahibi, miktar, Borcun çeşidi, Borç öde-me tarihi çıkarılmış ve imza altına alınmıştır. Geride kalan-lardan istirhamım, Eğer ölürsem defnedilmeden önce bu borçlarımı vasiyetime uygun olarak malımın üçte birinden hak sahiplerine ödesinler,mümkün deyilse vasiyetimi definden sonra geciktirmeden versinler. Benim alacaklarım aşağıdaki listeye uygun olarak tarihi, Borçlu kişi, miktar, Borcun çeşidi, Borç ödeme tarihi çıkarılmış ve imza altına alınmıştır.Bunları da tahsil etsinler.
Benim bazı insanlarla yaptığım anlaşmalar, akitler, sözleşmeler aşağıya çıkarıldığı gibidir. Adı, Soyadı ve yapı-lan akit ve antlaşmalar diye yazılır.
İslâm ölüme bağlı bir tasarruf olan vasiyete önem vermiş, hem Müslümanları buna teşvik etmiş, hem de geride kalanlara meşru vasiyetlerin yerine getirilmesini emretmiştir. Şunu hatırlatmak gerekir; Mirasçı olan bir kimseye ayrıca vasiyet yoluyla terikenden bir şey bırakılmaz. Vasiyet terikenin üçte birini aşmıyorsa yerine getirilmesi gereklidir. Üçte birini aşıyorsa fazlasını yerine getirmek varisler için mecburi değildir. İsterlerse teberru yoluyla yapabilirler.
Hatırlatılması gereken bir başka konuda şudur;
Vefat edenin geride bıraktığı terike sırasıyla şöyle sarf edilir ve değerlendirilir.
Önce teçhiz ve tekfin, ölünün ve nafakası ölüye ait olanın masrafları sonra ölünün borçları daha sonra vasiyetle-rin infazı ve en son geride kalan malların varislere taksimi.
[136 gösterimler]
HAC CİHAD VE İBADETTİR
Hac ibadeti, bünyesinde zorluk ve meşakkat taşıyan bir ibadettir. Umrede de zorluklar vardır. Hac ve umre iba-detine giriş manasına gelen, ihrâma girerken söylenen “Al-lah’ım onu bana kolay kıl” cümlesi bunun böyle olduğunu gösteriyor.
Diğer bir açıdan da zorluğu vardır. Hacının, İslâm’a girmek isteyenin, cihada gitmek isteyenin, hicret etmek iste-yenin, yollarına şeytan çıkar, her birisini bu ulvî ve mukad-des gayelerden, yolculuktan engellemek ister.
Hz Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdular; şeytan insa-noğlunun yollarına oturmuştur ve şöyle demiştir; sen Müs-lüman oluyor ve babalarının dedelerinin yolunu terk mi ediyorsun (Allah (c.c.)’ın hidâyet ettiği) insan, şeytanın bu teklifini geri çeviriyor ve Müslüman oluyor. Sonra şeytan (hicret etmek isteyen) insanın yoluna dikiliyor ve sen hicret edip yerini mi terk ediyorsun, kendi yurdunda hürriyet için-de yaşarken hicret edip hürriyet alanını kısıtlamak mı isti-yorsun?
(Allah (c.c.)’ın hicrete muvaffak ettiği) insan, şeytana karşı gelip hicret etmiştir, ediyor. Sonra şeytan (cihat etmek isteyen insanın) yoluna oturmuş ve ona; sen canı ve malı tehlikeye düşüren cihada mı gitmek istiyorsun, öldürüldüğün takdirde hanımın başkasıyla evlenir, malın bölüşülür. (Allah (c.c.)’ın emrine uyan) insan, şeytan’a isyan edip cihadı yapmıştır (yapar).
Burada haccın bir hicret ve bir cihad olduğunu unutmamalıyız. Hacca giden kişi malıyla, canıyla her vesi-leyle nefisle, şeytanla, heva ve hevesiyle cihad ediyor, ken-dini rahatsız eden ve bunaltan günah atmosferinden sıyrılıp daha müsâit bir ortama adeta hicret ediyor ve palazlanarak, güç kazanarak, olgunlaşarak eski ortamı yaşanır hale getir-meye çalışıyor.
Amr b. As (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: hac etmeyen birisinin hac etmesi, on defa gazveye katılmasından daha hayırlıdır.
Başka bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.) Amr b. As’a şöyle demiştir; hicret kendisinden önceki günahları yok eder. Hac ve umre de birer hicrettirler.
İmam-ı Nesâi’nin naklettiği başka bir rivayette “Bü-yüklerin küçüklerin ve kadınların cihadı hac ve umredir.” buyrulmaktadır.
[89 gösterimler]
MEBRÛR HAC
Mebrûr bir hac nasıl olmalıdır?
İhrama girdiğimiz andan itibaren, ihrâmdan çıkıncaya kadar hiçbir günah işlememek, hacdan döndükten sonraki davranışlarımız, gitmeden önceki davranışlarımızdan daha iyi olursa bu hac (inşallah) mebrûr ve makbûl bir hac olur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) mebrûr hac, “Yemek yedir-mek, güzel söz söylemek ve güler yüz göstermektir” bu-yurmuştur. Dünyaya ve dünyalığa değer vermemek ve Âhi-reti istemekte mebrûr’un tarifine girer.
Allah adına adanmış en eski ev olduğu belirtilen Kâbe’yi ziyaret edebilmek ve karşılığı cennet olan mebrûr bir hac yapmak her müslümanın en büyük arzusudur.
Bu arzu ile milyonlarca Müslüman yanıp tutuşmakta ve âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah (c.c.)’ın evini ziyaret etmek için fırsat beklemektedirler. Allah (c.c.)’ın en büyük nimetlerinden biri şüphesiz bu fırsatın ele geçmesidir. Nice zenginler vardır ki hasta ve yaşlı oldukları için bu mukaddes yolculuğa çıkamıyor ve bu mübarek seferi göze alamıyorlar, bu ibadeti bedenen edâ edemiyorlar. Nice sıhhat ve sağlığı yerinde insanlarda vardır ki, maddi imkânsızlık yüzenden yol bulup hacca gidemiyorlar.
Günümüzde hacca gitmek isteyenlerin sayısı çok ol-duğu için, nice zengin ve sağlıklı insanlar ya hacca gitmek için bir müracaatları olmuyor veya hacca gitmek için müra-caat ettikleri halde kura’ya giremiyorlar. Dolayısıyla her isteyen istediği yıl hacca gidemiyor. Bütün bunlarla beraber Allah (c.c.) mü’min bir kuluna sıhhat, âfiyet, mal varlığı ve kura’yı da nasip ettiyse bu şükrü mûcip büyük bir nimettir ve bu nimeti âzâmi derecede hassasiyetle değerlendirmelidir.
[66 gösterimler]
ALLAH (C.C.)’A YÖNELME
Hem Allah (c.c.)’a doğru yönelme hareketi hem de bir şeye (benliğe nefse) egemen olma çabası manasına gelen hac, ilahi iradenin içinde kendini yok etmenin büyük gayre-tini yerine getirmek üzere, hususi bir şekilde hususi yerlerde ve hususi zamanlarda yapılan hususi amellerden ibarettir.
Hac, Şartlarını kendinde toplayan her erkek ve kadın Müslüman’a ömründe bir defa farzdır
Zahiri ve batini şartları ile rükünleri yerine getirilmiş makbûl ve inşallah mebrûr bir haccın karşılığı cennettir. Böyle bir hac bazı âlimlere göre, istisnasız bütün günahları silip süpürür. Makbûl yani kabul edilmiş bir haccın sonucu ve semeresi sıhhattir. Mebrûr bir haccın sonucu ve semeresi de cennettir.
Makbûl ile mebrûr haccın arasındaki farkı şöyle bir misal ile izah edelim; abdestsiz bir kişi, abdest almadan na-maz kılarsa namazı kabul edilmez. Yani sıhhatli olmaz. Fakat kim bir Arrâf (gelecekten haber veren)’e gidip ona bir şey sorsa ve onun verdiği cevabı tasdik eder doğru kabul ederse, kırk sabah namazı kabul edilmez. Yani sevabı yoktur.
Burada birinci kabul edilmez ile ikinci kabul edilmez arasında fark vardır.
Birincisi, abdestsiz olduğu için namazı hiç olmaz, ikincisi ise Arrâf’a gidip tasdik ettiği için namazı namazdır fakat sevabı yoktur.
[66 gösterimler]
İNSAN YOLCUDUR
İnsanoğlu bir yolcudur. Bu yolculuk doğumla başlar ve ölümle son bulur. Uzun yolculuğun birinci kısmı budur. İkinci kısmı, kabirden kalkış ve dirilişle başlar, cennette veya cehennemde noktalanır. İkinci yolculuğun, cennette noktalanması için, birinci yolculuğun Kuran ve sünnet çizgi-sinde seyretmesi gerekiyor.
[65 gösterimler]
Alemdar (25 makaleler)
Alemdar
Kutsal Yolculuğa adanmış yazılar
Ali Ramazan Dinç hocaefendi’nin kaleminden harika hatıralar…


Altınoluk, bab-ı Kabe arası,

Varsa basiretin görürsün arşı,

Hacerü’l-Esved’in bulunmaz eşi,

Kaydetsin ismimi selam götürün.

Yüreğinizde bir aşkla Hacca veya Umreye gitmek istiyorsanız Ali Ramazan Dinç Hoca’nın kaleme aldığı “Gönül Gözüyle Hac ve Umre” kitabını okumadan gitmeyin. Bu kitap size yapacağınız her hareketin sizi hangi mana iklimine taşıyacağını anlatıyor.

[352 gösterimler]
Her Dogan, İslam fıtratı üzerine doğar(ALEMDAR)
Her doğan, İslam fitratı üzerine doğar.
Sonra, anne babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar"( Hadis-i şerif)

Yaratılış gayemize uygun, hayat sürmemizi tavsiye buyurur Mevla-i Muteal'imiz.

"Ben insanları ve cinleri Zat'a kulluk etsinler diye yarattım." Zariyat. 56.

Bozulan araba, arızalanan telefon, servisinde tamir görür. İtikaden yanlış düşünceye dalan, ibadette bidate düşen, ahlaken tefessüh eden insan da, servisine müracaat eder.

Ümmetin fesada gitmemesi için, tavsiye buyurulan iki esasa, azı disleriyle sarılır gibi sarılır.

" Kur'an ve sünnet "Bir aleti en iyi bilen, onun ustasidir.
"Yaratan, yarattığını bilmez mi?" Mülk süresi14.ayet

Tırnak kesiminden, hayatımızın her alanına hitap eden Kur'an-i Kerim, iğneden ipliğe her şeyi kaydetmistir. " Yaş kuru ne varsa hepsi Kitab-i Mübin'dedir. "Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" buyurur Allah C. C.

Yarattigi kulları, başı boş bırakmayan
Rabbimiz C. C. Tevbe süresinin 112. ayetinde,
ekseninden kaymayan müminleri müjdeler,
"Tevbe edenler, ibadet edenler, oruç tutanlar, rukua varanlar, secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten alıkoyanlardır."

Alemdar

[696 gösterimler]
ALİ RAMAZAN EFENDİNİN DİLİNDEN
Kendini aciz görmeyen cehle düşer. "Kemâlât, şahsımızı müflis, Rabbimizi Aziz ve Celil bilmektir."

Yaptığımız her işte niyet, bizi kazanca götürür. "İhlas, niyetin beynidir, kalbidir." İhlassız niyet geçersizdir.

Özellikle göz, kulak ve kalb taatlere tahsis edilmeli. "Yaratılan aza, amacına uygun olmalı." Çünkü Yaratan Mevla C.C. yarattığını en iyi bilendir.

Başkasının cebinde olmamalı gözümüz. İstemekten utananlar, daha çok hak sahibidir almaya.

Yaratanımızın gayretine dokunur düşüncesiyle, kimseyi Engin görmemeliyiz. Zengine, zenginliğinden dolayı iltifat, dinimizin üçte ikisini götürür. Maalesef, yüzü güzel ve zengin tercih ediliyor. Gönle ve amele nazar eden Hak Teala C.C. nın, edebi ilahisi unutuluyor günümüzde.

Muhtaç kimseler unutularak, masraf etmemeliyiz nefsimiz için.

Dedi kodu, gıybet, iftira ve yalan, sözlerden ağza yakışmaz. Hak Teala C.C.yı zikir için, ağzını gül suyu ile yıkardı Bayezid K.S.

Zikirle dilimiz ıslı, ahiret derdiyle gönlümüz yaslı olsun.

Alemdar
[548 gösterimler]
Şeyh Seyyid Ali Ramazan DİNÇ Hocaefendi ile Yapılan Mülakat
Şeyh Seyyid Ali Ramazan DİNÇ Hocaefendi ile Yapılan Mülakat


SAFA VAKFI KURUCUSU, YAHYALILI ŞEYH SEYYİD H. HASAN DİNÇ (K.S.)'nin oğlu ŞEYH SEYYİD ALİ RAMAZAN DİNÇ Hocaefendi ile Yapılan Mülakat

"Kalitesi Tereddütsüzlük Olan Bir iman"

FEYZ: Efendim, kamil mükemmil bir mürşidin, aynı zamanda kamil mükemmil bir irşadı olmalı değil mi? Böyle mürşidlerin, zamanımıza ait problemleri, çözümleriyle birlikte kuşatıcı bir şekilde bilmeleri gereğini izah eder misiniz?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Kamil mükemmil bir şeyh dediğimiz zaman; bir mürşid, yol gösteren manasındadır. Sadece tesbihatta, zikirde, namazda, oruçta, hacda, zekatta değil; bununla birlikte sosyal taatlerde de öncüdür. Mesela bir ekonomist olması da icabeder. İlla olması gerekir mi? En azından bilgi sahibi olacak veya ona dair bilgi sahibi evlat yetiştirecek. Velhasılı, sahasında uzman insan olması gerekir. Yerine göre ne yetiştirecek, bir mimar yetiştirecek. Diyelim ki ticari alanda en üstün insanı yetiştirecek. Çünkü bizim her yönden güçlü ve kuvvetli olmamız, Cenab-ı Hakk'ın bize emridir. "Düşmanlarınıza karşı güç ve kuvvet hazırlayın." buyuruyor. Maddi ve manevi anlamdadır. Ruhen ve manen geliştiğimiz gibi, nefis ve şeytanı kahdererek ruhen olgunlaştığımız gibi, bizim, siyasi yönde, devlet yönünde, ticari ve iktisadi yönde, en azından bir müzik dalında dahi, ressamlıkta da yetişmemiz, olgunlaşmamız gerekir. Bu yönde, uzman olmasak dahi, uzman insanları hazırlamalı, yetiştirmeliyiz.

FEYZ: Efendim, sadece İstanbul'da binlerle ifade edilen şeyh olduğu söyleniyor. Her Anadolu şehrinde de bir iki tane şeyh ve alim var, birçoğu da icazetli... Yine de çok fazla etkili değiller... Tüm dünya müslümanları da kan ağlıyor. Sizce nedeni nedir?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Bunun iki sebebi var. Birincisi, müslümanların bağlı bulunduğu bir kurum yok. O da Abdülhamit Han Hz. den sonra, yok edilen hilafet müessesesidir. Lozan antlaşmasıyla, bir kararla bizim üç mühim kurumumuz yerle bir edilmiştir. Birincisi hilafet, ikincisi medrese, üçüncüsü dergahtır. Osmanlının temeline bakacak olursanız, Osmanlı güçlü görünüyor. Neden güçlü görünüyor? Bu üç sisteme dayandığı için... Ordu, medrese ve dergah üçlüsüne dayandığı için güçlü görünüyor. Ordu dediğimiz zaman, nedir? devlettir. Medrese dediğimiz zaman; halkı, ilimle kafası geliştirilmiş ve her yönden güçlü insandır. Dergah dediğimiz zaman, kalbini Allah (c.c.) aşkıyla, muhabbetiyle, Resulullah (s.a.v.) sevgisiyle dolduran kimse demektir. İşte bu üç kuıumun ortadan kalkması bizi mahvetmiştir. Ne kadar şeyh olsa da, binlerle de ifade edilse, hepsinin takip edeceği bir liderin olması şarttır.

Bir misal vermek gerekirse mesela Abdülhamit Han Hz. nin devrinde, Hollandalılar Filipinlilere hücum etmişti. Bu hücumda, Abdülhamit Han Hz. leri, "Donanma hazırlansın" emrini vermişti. Donanma hazırlanır hazırlanmaz, haber duyulunca, -çünkü bütün müslümanlar ona bağlıydı- Hollandalılar geri çekilip kaçmaya başladılar. Asıl sebebi budur.

FEYZ: Efendim mürşid-i kamil kimdir, kime denir? Bugün bir kısım insanlar, güya Kıır'an ve sünneti göstererek "Rabıtayı" reddediyorlar. Rabıtayı izah eder misiniz?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Hakiki mürşid, mürşid-i kamil deyince üç şartı vardır:

1. İtikadı ehl-i sünnet ve'l cemaat itikadı olan,
2. Ameli, mezhep imamlarına uygun olan.
3. Hal ve tavır olarak, velilerin ahlakına uygun olan kişidir.

Rabıtaya gelince; rabıta; "YaRabbi, beni senin sevgine, sevgisi beni sana ulaşttracak kimselerin mubabbetiyle rızıklandır. "hadis-i şerifi var. Sen öyle bir kimseyi seveceksin ki, sevdiğin zat, seni Resulullah (s.a.v.) Efendimizin muhabbetine, oradan da Cenab-ı Hakk'a götürecek. Rabıta, bağ anlamındadır. Rabıta sadece kendisinde bağlı kılmaz ki insanı... Asıl bağlanış, peygamberimizin ve Cenab-ı Hakk'ın sevgisini temin etmek içindir. Rabıta, şunun gibidir. Mesela, Keban'dan İrfanlı'dan ceryan alırız, ama trafo vasıtasıyla alırız. Trafo, o memleketin ihtiyacına göre cereyanı verir. Rabıta aynen trafo hadisesi gibidir. Rabıta, bir çocuğun, annesinden süt emmesi gibidir. Ama diğer yiyecekleri yemeğe kabiliyet kazandığı zaman, annesi onu sütten keser. Rabıta aynen bir yuvada kuşun, yavrularını besle+mesi gibidir. Fakat diğer yerlerden rızkını temin edecek hale geldiği zaman, anası onu yuvadan bırakır. Ve kendisi, kendi yiyeceğini elde etmeye çalışır. O zamana kadar da, annesi vasıtasıyla beslenir.

FEYZ: Son zamanlarda medyada, sahte mehdiler zuhur ettiğini hep beraber gözlemledik. Bunlar, bir bakıma da, gelecek olan hakiki Mehdi'nin (a.s.) habercisi midirler?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Efendim bi kere, "Mehdiyim, Peygamberim v.s." deniyor. İtikadımıza göre Peygamberimiz (s.a.v), peygamberlerin sonuncusudur, hatem-i nebidir. Mehdi (a.s.) ise, Hz. Peygamberin şeriatını hakim kılmaya çalışan kimse demektir. Kitaba sünnete uymayan insanların hali ise şuna benzer. Zamanında Şam diyarlarında Mehdiyim, Peygamberim diyen birisi çıkıyor. Devrin padişahı da, şu peygamberi bir göreyim diyor. Sahtekar ise, padişahın geleceği haberini alır almaz, bu işin pahalıya mal olacağını anlar ve padişah geldiğinde, Mehdiyim diyen sahtekar, anırmaya başlar. Af buyurun, merkep gibi anırır, yanındakiler de anırır. Padişah, ne oluyor dediğinde ise, "İşte padişahım, ben bunların Mehdisiyim, bunların peygamberiyim" der. İş buna dönmesin...

FEYZ: Efendim ehl-i sünnete göre "dört hak mezhep" ifadesi inancımızdır. Günümüzdeki mezhepsizlik cereyanı da göz önünde bulundurulursa, İslam fıkhı açısından mezhepsizlik ya da sapık fırkaları değerlendirir misiniz?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Mezhep, yol tutmak demektir. Mezhepsizim diyen de bir yol tutmuş!.. Mezhepsizlik mezhebini kabul etmiş oluyorlar. Aslında mezhep dört tane değildi. Belki 200'e yakın mezhep vardı. Sonunda sadeceHanefi, Maliki, Hanbeli ve Şafii mezhebi kaldı. Ondan sonra da içtihad edebilecek güç ve kudrette insan olmayınca, iş tamamlanmış oldu. Mezhepte müctehid olabilir. Ama konular ve delillere göre hareket ederek, şeriatın kaynağına varmak suretiyle... Aksi oldukça manasız... Dörtte karar kılınmıştır. Hadis-i şerifte "ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, 72'si dalalette, yalnız bir tanesi kurtulacak" buyurulmuştur. Kurtulan hangisidir? diye sorulduğunda, "benim ve sahabemin yolunda olandır" buyuruyor.

FEYZ: Efendim, ehl-i beyti sevmek ve saymak hususunda, müslümanların edebi ve saygısı nasıl olmalıdır?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Ehl-i beytim diyen insan, dürüst olmasa dahi, bizim ona hürmet etme nedenimiz, onun şahsına değil, şahsında taşımış olduğu manayadır. Bu, Peygamberimize olan sevgimizdir. O'na olan muhabbetimizdir. Ehli beyt olan insanlar çok hassastılar. Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz diyorlardı ki, "Biz Resulullah (s.a.v.)'in torunlanyız. Torunu olduğumuz halde şeriat ve sünnete riayet etmezsek, Allah (c.c.) indinde mesul oluruz diye çok gayret gösteriyorlar, dikkat ediyorlardı. Şimdi bu ehli beyt hususunda; Resulullah (s.a.v.) Efendimizin bir maddi nesebinden gelenler, bir de manevi nesebinden gelenler vardır. Bir defasında (a.s.v.) Efendimiz, Hz. Muaz'ın elinden tuttu, "Ya Muaz, şu gördüğün eller ezvac-ı tahiratın evleridir. Ehl-i beytin evleridir. Fakat benim hakiki ehl-i beytim, benden 300, 500,1500 sene sonra da olsa yolumu takip edenlerdir." buyurdu. Mesela Hz. Selman'ın, Hz. Bi-lal-i Habeşi'nin neseben hiçbir alakası yok. Ama Resulullah (s.a.v.) onlar için, "Onlar benim ehl-i beytimdir" buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, ruhi ve manevi yakınlığı bize nasip etsin.

Hacı Hasan Efendimiz, bizim babamız, mürşidimiz, hem anne hem de baba tarafından ehl-i beytti. Buna rağmen derdi ki, "Kabir taşlarıyla iftihar etmek doğru değildir. Layık değiliz." diye çok büyük tevazu gösterirdi. Halbuki şekil ve şemail olarak Resulullah (s.a.v.) Efendimize çok benzerdi. Hal ve tavır olarak da, hasta yatağından doğrulur, insanlara Allah (c.c.) mesajını sunabilmek için dertlerini unuturdu. Ehl-i ümmetin derdini sıkıntısını göğsünde duyardı.

FEYZ: Efendim, günümüzde hizmet ve cihadın öneminden bahseder misiniz?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Hayat cihaddır zaten. Hayat cihadla başlar, doğan bir çocuk ne yapıyor, rızkını temin için? Önce emekliyor, yürüyor, düşe kalka, okul devresi, okul sonrası, yeme-içme, giyinme, hayatını devam ettirme endişesi başlıyor. Barış karşılıklı güce dayanır, mesela Bosna'da barışı temin edebildik mi, Çeçenistan'da barışı temin edebildik mi? Zulüm gören bir çok devletler var, neden? Gücümüz kuvvetimiz olmadığı için... O bakımdan, deminden beri ifade ettiğimiz; müminelerin Allah derken, zikrinde dahi, zikir kelimesini yanlış kullanıyoruz. Ne demektir zikir? 6666 ayeti yaşamaktır. 6666 ayeti yaşarken, Kur'an'da, Cenab-ı Hakk "yaş ve kuru ne varsa hiçbir şeyi eksik bırakmadık" buyuruyor. O zaman cihad, müşriklere karşı malımızla, canımızla ve dilimizle cihad etmektir. Basınla mücadele etmek de öyledir. Cihad ederken bu hususa dikkat etmek gerekir. Birincisi Allah'ın (c.c.) yoluna hikmetle davet etmektir. Hikmet ne demektir, ilim ve ameldir. 29 manası vardır hikmetin. Ondan sonra nasihattir. Ne demek bu? Strateji ve taktiktir. Bir büyüğümüz söyledi, "süt emen çocuğa bal, bal yerine de süt verilmez." duruma göre değerlendirilir. Bir ateiste, kalkıp da, tarikatı mı öğreteceğiz. Önce itikadı anlatacağız. Amelde eksik olana ibadet ve taati, amelini yapana da diyeceğiz ki, ihlas ve ihsan ölçüleri içerisinde yap. Diyeceksin ki bu tarikattır. Üçüncüsü de, mücadeleyi, en güzel şekilde, kırmadan dökmeden yapmak...

FEYZ: Son olarak okuyucularımıza neler nasihat edersiniz?

Ş. Ali Ramazan Dinç Hocaefendi: Tavsiyelerim, insanlara iyi muamele etmek... Üç hususa dikkat etmek gerekiyor.

1. Düzgün bir itikat, düzgün bir inanç, kalitesi tereddütsüzlük olan bir iman...
2. Nefsini ıslah etmek.
3. İnsanlarla güzel geçim ki, bu adab-ı muaşerettir.

Kırmadan, dökmeden, sevmesini bileceğiz, bir kere sevmesini bilmeden o insana hiç bir şeyi anlatamazsınız, seveceksiniz. Bizim dinimiz Allah (c.c.) için sevmek, Allah (c.c.) için buğzetmektir. Bir müminin, bir müridin iki kanadı vardır. Bir kafire dahi, onu ateşten kurtarmak için şefkat göstermelidir. Nasıl ki insan, çocuğunu sever ve eline koluna bir şey olunca ona acır. Ama sadece acımakla kalmamalı ve onu ateşten koruyacak tavsiyelerde bulunmalıdır. İşte kafire dahi, ateşten korumak için şefkat göstermeli, tebliğ ve irşad etmeliyiz.

Bütün kalbi sevgilerimle, muhabbetlerimle sizleri kucaklıyorum. Bir kez, 'Allah razı olsun" deseler, bize dünya ve ahiret sermayesi olarak gider kardeşlerim.

Esselamu aleyküm...

Feyz • Kasım 1996 Sayı: 65

[695 gösterimler]
VELADET İ NEBİ

Velâdet-i Nebî

Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.

[457 gösterimler]
ALLAH KULUNA MÜJDELER VERİYOR
ALLAH KULUNA MÜJDELER VERİYOR
Kıymetli Kardeşlerim… Cenâb-ı Hakk, Hadis-i Kutsî’de “Ben kulumun zannı üzereyim.” buyurmaktadır.
Bir kulun hesabı görülüyor. Sonunda cehenneme gitmesine karar veriliyor. Bu kul, cehenneme giderken kendi kendine, “Ben böyle bilmezdim.” diyerek gidiyor.
[464 gösterimler]
AZ ODUN SUYU KAYNATMAZ
Bir ihvan neden terakki etmez, derseniz, bugün size bundan bahsedeyim.
[472 gösterimler]
SİLSİLE-İ ŞERİFE
[634 gösterimler]
FATMANIN TESETTÜRE BAKIŞI
FATMA’NIN TESETTÜRE BAKIŞI !

Üşümesin diye örterlermiş üzerini kızlarının, uyuyanın üzerine kar yağarmış yoksa?Hasta olursa, ateşler içinde yanarsa, gözlerini kapatmadan beklerlermiş Fatma’nın anne ve babası. Örterlermiş üzerini, üşümesin diye
[471 gösterimler]
BENİ İRŞAD EDEN
BENİ İRŞAD EDEN

Ağla gözüm ağla, gülmezem ayruk
Gönül dosta gider, gelmezem ayruk
Ne gam bunda bana, bin gez ölürsem
Anda ölüm olmaz, ölmezem ayruk


[436 gösterimler]
YÜCE SULTAN
EY YÜCE SULTAN
Suyu kurumuş ırmakdı bu gönül,
Dalı kırılmış ağaçtı, yaralı gönül,
Çoraklaşmış toprakdı bu gönül,
Kapıları paslanmış zındandı şu gönül,
Yaban otlar bitmiş bahçeydi bu gönül,
Güle küsüpde gitmişdi bülbül,
Boşa gelip geçmiş farkında olmadan;koskoca ömür.
[483 gösterimler]
GÖNÜL DOSTA GİDER
Gönül dosta gider dosta
Hakdan gayrı dost arama
[549 gösterimler]
RIZAİ İLAHİ
Open in new window
[590 gösterimler]
İSLÂM KARDEŞLİĞİ

İhvan: “Kardeşler, dostlar, yoldaşlar, bir yere bağlı olanlar ve âşinâ.”1 anlamlarına gelmektedir. “Bütün Müslümanlar Hucurat Sûresi’nin onuncu ayeti gereğince kardeş olduğu halde, bazı tarikat erbabının kendi aralarında mensublarına “ihvan” adını vermeleri dinen doğru mudur?” denirse, el-cevap, “Doğrudur, şer’i şerîfe uygundur.” deriz.
[384 gösterimler]
İNFÂK
İbret nazarı ile baktığımızda, tabiatın uyandığı şu günlerde, kara toprağın, mahsûlünü bire karşı en az on olmak üzere yediyüz misline kadar verdiğini müşahade ederiz.
[457 gösterimler]
VEREN EL
İsâr, başkalarını kendisine tercih etme, nefsini unutup baş-kasını hatırlamanın adıdır. Ganiyyü’l-âlemîn olan Halikı Zü’l-Celâlin, Rahman sıfatının tecellisi, Habîb-i Zîşân (s.a.v)’ın Kur’ân-ı Kerim’deki
[406 gösterimler]
KALBİN SEBATI
Bütün mahlûkat sürekli bir savunmadadır. Her varlık birine pasif iken bir diğerine aktiftir. Bu yapı karmaşık gibi görünen ama hakikatte akıllara durgunluk veren bir intizamın temelini oluşturmaktadır.
[538 gösterimler]
Hakk'a Vasıl Olmak
Muhterem yazarımız, Muhyiddin İbn Arabi (k.s)’nin halifelerinden Sadreddin Konevi’nin yetiştirdiği Müeyyedüddin el Cendî (V. H. 7. asır sonları)’ye ait “Nefhatü’r-Rûh ve Tuhfetü’l-Fütuh” adlı eserin önemli noktalarını derleyerek siz kıymetli okurlarımızın istifâdesine sunmayı faideli bulmuştur.
[606 gösterimler]
İki Cihan Serveri Peygamber-i Zişanımız s.a.v.
Belağâl ulâ bikemâlih/ Keşefeddücâ bicemâlih/ Hasünet cemîü hisâlih/ Sallû alayhi ve âlih”



“O, kemâl ile yüksek derecelere yetişti; cemâl ile karanlıkları açtı; bütün huyları güzeldir. O’na ve Âl’ine salevât getiriniz.”1

Peygamberimiz (s.a.v) âlemde mevcut olan kâffe-i sıfat ve kemâlât-ı ilâhiyeyi câmidir. (Allah’ın isimlerinin, sıfatlarının, fiillerinin ve kemâlinin tecellilerine mazhardır.) Hakk’ın sırlarına nâil olmakla, “Allah’ın ilk yarattığı benim rûhum, nûrum” buyurmuşlardır.
[487 gösterimler]
Es'ad-ı erbili k.s.'den Hatırlar 2
Es’ad-ı Erbîlî (k.s)’nin Erbil’deki süt biraderleri meczup Mahmut, Kur’an okunurken ümmi olduğu halde, yanlış okunsa, “Hayır olmadı.” dermiş. Meğer bu zat Levh-i Mahfuz’u görür, Kur’an-ı Kerim yanlış telaffuz edildiğinde ilâhî nûr kaybolduğu için, bu şekilde yanlış okunduğunun farkına varırmış.
[450 gösterimler]
Müslüman ve Edep
Hazreti Mevlânâ Celaleddin (k.s), “Gözünü aç da tamamıyla Kelamulah’a bak. Kur’an’ın bütün ayetleri edepten ibarettir.” demekte, özellikle Nur ve Hucurat surelerinde yüksek ahlak ve edep kuralları daha yoğun bir şekilde ele alınmaktadır.
[1261 gösterimler]
Kurban
Yarattığı varlıkların tabiat ve karakterlerini en iyi bilen onların hâlikıdır. “Bilmez mi mahlûkunu Hâlik.?”1 Yaratılış sırrına muhâlif hareket etmemesi için enbiyâ ve evliyâyı göndermemiş midir? Materyalist görüşün iddialarının aksine, insan bir biyolojik makina değil, sorumluluk taşıyan dünyevî ve uhrevî bir varlıktır. İnsan, iç güdüsüyle hareket eden bir hayvan veya kendi özündeki niteliğe göre gelişen bir bitki de değildir, tırnak kesiminden yönetime kadar kâide ve usûle tâbi mükellef bir varlıktır.
[399 gösterimler]
İslam Kardeşliği
İhvan; “kardeşler, dostlar, yoldaşlar, bir tarikata bağlı olanlar ihvan ve âşinâ.”1 anlamlarına gelmektedir. “Bütün müslümanlar Hucurat Sûresi’nin onuncu ayeti gereğince kardeş olduğu halde, bazı tarikat erbabının kendi aralarında mensublarına “ihvan” adını vermeleri Şer’an doğru mudur?” denirse, el-cevap, “Doğrudur, şer’i şerîfe uygundur.”
[602 gösterimler]
HER DÜŞÜNCENİN BULUŞMA ADRESİ
Ebu'l- Hasan Harakani (K.S.), "soframa oturanların dinine değil, can taşıdığına bakın" demesi, İmam-ı Azam (RH.A.) ğayr-i müslim komşusunun ezasına gösterdiği tahammül ve bir çok örnekler Peygamberimiz (S.A.V.) in, Taif yolculuğunda ve Uhud muharebesinde, gördüğü eza ve cefaya karşı yaptığı duadan kaynaklanır. "Allahım! Kavmime hidayet ver. Onlar bilmiyorlar da, onun niçin yapıyorlar bu zulmü." HER DÜŞÜNCENİN BULUŞMA ADRESİOpen in new window
[1954 gösterimler]
Mevt
Ölüm, tabiî ve irâdi ölüm olmak üzere iki kısma ayrılabilir. “Tabiî ölüm”; canın bedenden ayrılması, “İrâdi ölüm” ise; “Ölmeden evvel ölünüz.” esası, nefsi öldürmek, ruhu, aklı ve kalbi diriltmek1, manalarına gelmektedir.
[474 gösterimler]
Osman DOĞAN (0 makaleler)
Rahmetli Osman Doğan hocamızın arşivinden çıkan bilgileri istifadenize sunuyoruz
Hamdi BOYDAK (1 makaleler)
www.hamdiboydak.com
Büyüklerden Nasıl İstifade Edilir?
Bizi kıymetlendiren herkesle aynı olmak değil, herkesten farklı olmaktır. Kim denilince Hz. Ali gibi sağına soluna bakmadan ben diyebilmek ancak bizi mert ve yiğit yapar. Tab’an ve şeran üstadın sevdiği ve hoşlandığı kişilere ve şeylere mürid çok dikkat edecektir. Sevmediği ve hoşlanmadığı kişi ve konularda, konum ve tutumlarda herhangi bir gönül kırıklığına meydan vermeyecektir.Open in new window
[139 gösterimler]
Arama
En Çok Yazanlar
1 seyyah 16
2 admin 16
3 ard-db-ard 14
4 editor 10
5 konyaalemd 9
6 docosma 5
7 islamm 4
8 anahro 4
9 alidogan 3
10 Atilla 2
Anket
Yeni Huzur Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Çok Güzel!
Güzel!
Normal!
Kötü!
Çok kötü!
Ziyaretçilerimiz..
Bugün : 8282
Dün : 249249249
Bu Hafta : 8282
Bu Ay : 5337533753375337
Toplam : 222023222023222023222023222023222023
Ortalama : 283283283
Yeni Üyeler
hafizem 17/5/2012
Burak 17/5/2012
kahramanku 16/5/2012
testing101 15/5/2012
emre_51 14/5/2012
Değerli Misafirimiz..
Hoşgeldiniz
Ücretsiz üye olmak için tıklayınız.

Giriş

Beni Hatırla

Şifremi Unuttum?


Ziyaret Edenler
Sitedekiler: 12
Üyeler: 0
Ziyaretçiler: 4
Botlar: 8

İstatistik
Yeni Üyeler: [hafizem-17/5/2012] [Burak-17/5/2012] [kahramanku-16/5/2012] [testing101-15/5/2012] [emre_51-14/5/2012] [tayyipsafa-13/5/2012] [ravzaseca-7/5/2012] [busranur-5/5/2012] [msami-5/5/2012] [HARUN24-30/4/2012]
Üye Sayısı: 1225
Bugün: 1
Dün: 0

Sitedekiler:
cnZiyaretçi
usZiyaretçi
ruZiyaretçiMakaleler
usZiyaretçiMakaleler
En Fazla Okunanlar